Kategoriler
Bilimsel Paleo

Yumurta Sarısı Sigara Kadar Kötü mü?

Geçtiğimiz günlerde yine bir çalışma yayınlandı ama ben Türk basınında henüz görmedim. Gerçi memleketimde gündem de yoğun olunca normaldir sanırım.

Bu çalışma neyi iddia ediyordu?

Yumurta sarısının sigara içmek kadar kötü olduğunu!!! 

Ve şöyle devam ediyordu: Plak oluşumunu artırabilir!

Artık eleştirilere başlayabilirim:

Öncelikle araştırmayı yürüten 3 araştırmacı hedefim. 2 tanesinin statin endüstrisi ile kuvvetli bağları var. Araştırma ise şu şekilde yapılmış: Orta-yaşlı ve yaşlı felçli hastalara sorular sorulmuş ve hayatları boyunca ne kadar yumurta yedikleri ve sigara içtikleri sorulmuş. Tabii hatırlama konusunda oldukça başarılı olmuş olmalılar. İnsanlar yedikleri her yumurtayı hatırlarlar. (Sigara daha net hatırlanıyor, kaç yaşında başlandığı ve günde ne kadar içildiği daha net biliniyor)

En çok yumurta yiyenler, çalışmadaki en yaşlı hastalarmış. Öte yandan yaş ilerledikçe damarlarda tıkanıklık görüşmesi ihtimalinin arttığı da bilinen gerçek. Ne de olsa günden güne artan birşey plak, öyle sabah uyanınca ortaya çıkıvermiyor.

En çok yumurta yiyenler aynı zamanda en çok sigara içenler ve de en diyabetik olanlarmış. Bu faktörleri ayrıştırmak için cinsiyet, kan basıncı, beden kitle indeksi vs de göz önüne almışlar ama pek bir yere varamamışlar ve şöyle bağlamışlar “egzersiz, bel çevresi vs gibi olası etkenlere dair daha fazla araştırma yapılmalıdır.” Tabii, stresi hiç göz önünde bulundurmamaları da ilginç olmuş.

Yani egzersizin etkisini yok sayıp, haftada 7 yumurta sarısının hayattaki tüm stresin üstünde yük bindirdiğini düşünmek olmuş yaptıkları.

Tabi insan neden yumurta sarısı ısrarı olduğunu da merak ediyor. Ya diğer yiyeceklerin durumu ne? Mesela yumurtanın yanında yenen ekmeğin, katkı maddeli sucuğun, poğaçanın (İzmir’liler için boyoz) durumu nedir? Nihayetinde herkes tereyağla, hatta sade yağla tüketmiyor yumurtasını. Margarinde pişiren malesef ki çoğunluk.

Bu arada yine de telaşlanan varsa karşısına başka araştırmalar ile çıkmak isterim.

Bu araştırmada, günde 2 yumurtanın kanın damarlarda akışını etkilemediği, ne toplam ne de LDL kolesterolü yükseltmediği bulunmuş. Yulaf ezmesi ile kıyaslandığında kardiyovasküler sağlıkta herhangi bir farklılık görülmemiş.

Bu araştırmadaysa,  yüksek kolesterollü hastalarda günde birçok katı yumurta yemenin kalp fonksiyonlarında etkisi olmadığı görülmüş.

Favorim olan bu araştırmada ise, kalp hastası obez hastalara bol bol doymuş yağ, sıfır nişasta, sıfır tahıl (tanıdık geldi mi?) ve bol bol sebze yedirildiğinde önemli kilo kaybı görüşmüş ve kan lipidlerinde olumsuz hiçbir etki görüşmemiş. Tüm araştırmaya girebilirseniz, hastalar günde 3-4 yumurta yiyorlar. Eğer yumurta sarısı tüm kalp hastalarını etkiliyorsa, bunları da gerçekten etkilemeliydi)

Peki ya gerçekten yumurta sarısında yanlış birşeyler varsa?

Hiç yok diyemeyiz. Çiftliklerde doğal olmayan şekilde Omega-6 deposu mısır ve soyayla beslenen tavukların yumurtalarından hergün 2 tane yiyen kişilerin LDL seviyesinde %40’lık artış görülmüş. Fakat normal beslenen yumurtalardan iki tane yiyenlerde normal LDL seviyesi görülmüş. Demek ki neymiş, Omega-3’ünüzü ihmal etmeyin.

Peki tüm bunlardan çıkacak sonuç nedir?

Egzersiz hayatınızın parçası olsun. Hem stresinizi de azaltacaktır.

Sigara içmeyin.

Yaşlanmayın.

Sadece gözleme dayanan araştırmalara çok ehemmiyet vermeyin. (Hem stresiniz de azalmış olur)

Bir de yumurta sarısı yiyin, hem de bol bol. Ama dikkat edin, en azından soya ve mısır dışında birşeyler yemiş tavuklardan gelsinler en azından. Her çiftlik yumurtası da bir değil elbette.

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

2. Kalp Hastalıklarını Tetikleyen Risk Faktörleri

Paleo beslenmede bol bol doymuş yağ, yumurta, kırmızı et tüketirken “ya kolesterol?” sorusunu önlemek için ilk yazıda kalp hastalıklarının nedenlerine bakmıştık. Şimdi de risk faktörlerine bakalım.

Kalp hastalıklarının birçok sebebi olmakla birlikte, sürekli duyduklarımız kandaki yüksek kolesterolsigarahareketsizlikstres ve aşırı kilodur.

Kolesterol

Kolesterol adı çok duyulmakla birlikte orta dereceli bir risk faktörü olarak sayılır aslında o da ancak kronik olarak 350 mg/dl’nin üstündeki kişilerde. Daha altı için herhangi bir risk söz konusu değildir.

Sigara

Kolesterolün aksine gerçekten önemli bir faktördür. Diğer tüm faktörler elense dahi, sigara içilmesi kalp hastalıklarından ölümü gerçekten artırmaktadır.

Ama neden sonuç ilişkisi biraz karmaşıktır. İngiltere’de yapılan ve yıllarca süren bir araştırmada binlerce erkeğe diyetlerindeki doymuş yağ ve kolesterolü azaltmaları, sigarayı bırakmaları ve margarin ve bitkisel yağ gibi doymamış yağları artırmaları söylenmiştir. Bir yıl geçtiğinde, “iyi” diyete uyanlarda sigara içip “kötü” diyete devam edenlere oranla %100 fazla ölüm görülmüştür.

Öte yandan Bombay ve Pencap’ta yapılan araştırmada, Pencaplılar 8 kat fazla sigara içmelerine rağmen beşte bir oranında daha az kalp krizi geçirmiştir. Yetmezmiş gibi, yüzyılın başında sigara günümüze göre daha yaygın olmasına rağmen enfarktüs yaygın değildi.

Burdan beslenmenin sigaranın negatif etkilerini kapattığı sonucuna ulaşabiliriz. Öte yandan sigara kağıtlarına ve filtrelere günümüzde eklenen katkı maddeleri ve tütünün harmanlanma süreci de başlıbaşına sorun olabilir.

Belki de stres, biyokimyasal dengesizlikler, beslenme bozuklukları sigara içme ihtiyacına sebep oluyordur, o da kalp hastalıklarına. Bazen de sigara bırakılınca stres artar ve kilo alınır ve böylece bir risk faktörü elenirken yerine iki tane birden eklenir.

Hareketsizlik

Fiziksel aktivite belki de tek tutarlı faktördür. Tüm çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda kalp hastalıkları daha az görülmüştür. Egzersiz yapınca kalbimiz daha hızlı çarpar, arterlerimiz oksijen sağlamak için genişler ve kan akışı düzelir.

Öte yandan egzersiz yapmamak değil de egzersiz yapamamak aslında sorun olabilir. Mesela aşırı kilolular egzersiz yapmaya pek meyilli değildirler. Boş vakti olan şanslı insanlar, yaşamak için uzun saatler çalışmak zorunda olanlardan daha fazla egzersiz yapmaya meyillidirler, ki batı toplumlarında kalp hastalıkları fakirler arasında daha yaygın olduğu bilinen bir gerçektir.

Beslenme biçimi de hareketliliği etkiler. Framingham araştırmasında (tıp tarihinde en uzun süreli ve birkaç nesili birden kapsayan en önemli epidemiyolojik çalışmadır.) görülmüştür ki, doymuş yağ, kalori ve kolesterol açısından zengin beslenen kişiler fiziksel olarak en aktif insanlar olarak görülmüş. Tahmin edebileceğiniz üzere bu kişiler aynı zamanda en zayıf ve serum kolesterol seviyesi en düşük olanlarmış aynı zamanda!

Aşırı Kilo

Kilolular daha az egzersiz yaparlar. Bunun yanında genellikle yüksek miktarda rafine gıdalar tükettiklerinden yeterince beslenemazler de. Kilolarının sebebi biyokimyasal bozuklukları da olabilir.

Stres

Kalp krizlerinin birçoğunun da ciddi duygusal travma (eşin ölümü, iflas, boşanma vs) sonrası aylarda gerçekleşir. Büyük acıların vücudun dengesini bozduğu, kimyasını değiştirdiği de bir gerçektir. Ama sorun şudur ki, bu travmalar hep vardı ve neden 1900lerde değil de şimdi bu kadar çok etkiliyor?

Tüm bu risk faktörleri, kalp hastalıklarının gerçek sebebi olmasa da, tamamen önlenseler dahi kalp hastalıklarının olmayacağının garantisi yoktur. Zaten her zaman önlenemezler de, özellikle de stres. Hal böyleyken asıl soru şu olmalıdır:

Bedenlerimizi ne yaparız da stresle başa çıkıp bizi minimum etkilemesini sağlarız?