Kategoriler
Paleo

Düşük Karbonhidrat Tüketimi ve Ketosis

Vücudumuzun ana amacı hayatı idame ettirebilmek için gerekli yakıtı sağlamaktır. Modern toplumda, genellikle çok fazla yiyecek vardır ve metabolizma yaratılışının dışında miktarlarda ve bileşenlerde gıdalarla başa çıkmak zorunda kalır.

Peki ya yeterli yakıt yoksa? Hani şu hep bahsedilen kıtlık modu. Kıtlık modunda gerçekleşen herşey karbonhidratlar kısıtlandığında da olur. Ama durun, hemen korkmayın, medya herzamanki gibi kıtlık modundan yıllardır boş yere korkutuyor sizleri.

Kıtlık olduğunda bedenin ana amacı beyin ve başta kırmızı kan hücreleri, bazı böbrek hücreleri olmak üzere dokulara yeterli glükoz sağlamaktır. Ki bu da evrimsel açıdan gayet mantıklıdır. Eğer kıtlık varsa, besin arayışınız için başta beyninize ve kan hücrelerine vs ihtiyacınız vardır.

Peki bir şekilde yemek yemiyorsak veya düşük karbonhidrat tüketiyorsak, bu glükozu nerden bulacağız?

Eğer gerçekten kıtlık söz konusuysa, glükoz için tek kaynak vardır: KASLARINIZ. Çok az miktarda depolanan yağlarınızdan da gelebilir ama yetersizdir. Glükoz yağa dönüştürülebilse de malesef yağ glükoza dönüşemez. (ihmal edilebilecek kadar az miktarda olur aslında) (Glükoz için Cori döngüsü gibi 1-2 kaynak daha olsa da o kadar kısıtlı kaynaklardır ki, konuyu sadeleştirmek adına ihmal edilebilir.)

Kimse de kaslarının erimesini istemez, hele ki taş devrinde yaşanıyorsa hayatta kalmak avlanabilmeye, avlanabilmek de kasların sağlığına bağlıdır.

Bir anda problem ikiye katlandı: 1) Glükozla çalışan sistemlere gerekli glükozu bulmak 2) Kasları korumak

Burda bir es verelim. Ortalama bir insan gerekli tüm sistemleri için 200g kadar glükoza ihtiyaç duyar günde, ki bu kadar kas kaybı bir gün için çok problem değildir ama elbette bu hızda kas kaybetmeyi kimse istemez.

Bu durumda metabolizma glükoza bağımlı dokuların glükoz ihtiyacını düşüren bir yol geliştirir ki protein ve kaslar mümkün olduğunca uzun süre korunsun : Ketonlar!

Öte yandan, karaciğerin de proteini glükoza çevirmesi için enerjiye ihtiyacı vardır ve bu enerji yağlardan karşılanır. Karaciğer glükoneojenesis, yani proteinin şekere dönüşümünde gereken enerjiyi sağlamak yağları parçalarken ketonlar da yan ürün olarak açığa çıkar. Ketonlar suda (dolayısıyla da kanda) çözülebilen yağlardır ve kaslar, beyin ve kalp dahil olmak üzere birçok dokuda enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Hatta beyinde şeker gibi işlem görürler. Beynin tüm şeker ihtiyacını karşılayamasalar da büyük ölçüde azaltırlar. Dolayısıyla tüm vücudun şeker ihtiyacı azalır (120-130g’a kadar) ve protein kaynağı olan kaslar daha uzun süre dokunulmadan kalır. Bunun dışında kalp için tercih edilen enerji kaynağıdırlar ve kalbin %28 daha verimli çalışmasını sağlar.

Peki, söz konusu olan kıtlık değil de düşük karbonhidratlı bir diyetse? Paleo yani taş devri diyeti gibi. Bu durumda protein kaynağı olarak kaslar yerine yenilen protein geçer. Ve tüketilen karbonhidrat yeterince az olduğu için karaciğer yine de şeker üretmek zorunda kalır. Bunun için de yağ yakar. Yani kaslarınız korunurken, öte yandan yağ yakarsınız.

Düşük karbonhidrat nedir derseniz? Günlük şeker ihtiyacı 120-130g. Genelde 50-60g altı ketosis bölgesi olarak söylense de kişiden kişiye değişir ve sizin kendi seviyenizi kendinizin bulması gerekecektir.

Tam bir körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz durumu. Hem gündelik ziyafetler çekilebiliyor, hem kaslar korunuyor hem de bedeniniz yağ yakan bir makinaya dönüşüyor. Mükemmel hayat!