Kategoriler
Hamilelik ve Bebekler

Sağlık Anne Karnında Başlar

Yetişkinler olarak sağlığımızı birçok faktör belirler: beslenme, egzeresiz, hayat biçimi ve genetik
Bunlara yakın zamanda bir faktör daha eklendi: annenin hamilelikte ve hatta öncesindeki beslenmesi. Hatta bazı araştırmacılara göre anne karnında geçirdiğimiz 9 ay, ilerideki hayatımızı en çok etkileyen dönem çünkü beyinden tutun kalbe, pankreasa, karaciğere tüm organlar bu dönemde oluşur. Hastalıklara yatkınlığımız, iştahımız, metabolizmamız, zekamız ve mizacımız dahi bu dönemde belirlenir.

İlk olarak 1980lerde İngiliz araştırmacı David J. Barker konuya dikkat etti. İngiltere’nin refah seviyesi arttıkça kalp hastalıkları da artıyordu ama bu daha çok en fakir bölgelerde oluyordu. Fakat sigara, yağlı beslenme veya diğer yaşam biçimlerinden ziyade doğum kiloları erken kalp hastalıkları (65 yaş öncesi) en etkili sebep olarak görülmüş.

40 haftanın sonunda 3,8-4,3kg aralığında doğan bebeklerde ileri yaşlarda 2.5kg doğanlara oranla %45 daha az kalp hastalığı görüşmüş. Ayrıca daha az felç riski, %70 daha az insülin direnci ve biraz daha az yüksek tansiyon görülmüş. 2.5kg-4.3kg arasında kilo arttıkça hastalıklar azalmış, ama 4.3kg sonrasında hastalıklar tekrar yükselmeye başlamış.

1980’den beri Barker’ın çalışması geliiştirildi elbette. Aşağıda bunlardan bir seçki yer almakta.

  • Metabolik sendrom – hamilelikte optimalin altında beslenme sonrasında görülme olasılığı giderek artmıştır.
  • Kalp hastalığı ve diyabet – Kötü beslenmenin sonucu olarak anne karnında ve bebeklikteki yavaş büyüme ilerde kalp hastalıkları, tip 2 diyabet ve hipertansiyon riskini artırmaktadır.
  • PKOS – PoliKistik Over Sendromu – Hamilelikteki insülin direnci ve sonucunda görüşen testesteron artışı ileri yaşlarda PKOS görülmesi riskini artırmıştır.
  • Meme kanseri – Annenin beslenmesi ve çevresel faktörler meme kanserini başlatan faktörlere hassasiyet doğuran epigenetik değişikliklere sebep olarak meme kanseri riskini artırır.
  • Obezite – sadece annenin bağırsak florası incelenerek (beslenme, ilaç, stres, vs.den etkilenir) 7 yaşına geldiğinde hangi çocukların kilolu olacağını belirleyebilmişlerdir!

Peki neden Annenin beslenmesi gelecekteki sağlığımızda çok önemlidir?
Tüm canlılar gibi insanlar da çevrelerine uyum sağlar. Eğer olmasaydı, şimdiye neslimiz tükenirdi. Ama hayatın başlangıcında çok da kritik olan bir adaptasyon dönemi var ve bu dönem kaçırıldığında program oturur ve adaptasyon zorlaşır. Bu dönem de ana rahminde gerçekleşiyor. Evrim açısından da bu durum çok mantıklı. Doğduktan sonra kendimizi içinde bulacağımız ortama uygun genetik fenotipler oluşur.
Örneğin, anne hamilelik döneminde kötü beslendiyse, fetüs buna göre metabolik adaptasyona gidere ve kalori depolayacak şekilde adapte olur. Bu sayede, yiyeceğin kıt olduğu bir ortamda bebeğin hayatta kalma şansı artmış olur.

Anne rahmindeki beslenme koşulları hamilelikten önce başlar
Hamilelik dönemindeki beslenme hayatımız boyunca sağlığımızı etkiliyor. Tamam da, hamilelik boyunca annenin beslenme durumunu ne belirler? Elbette, hamile kaldığı andan itibaren nasıl beslendiği ve de yaşam biçimi son derece etkilidir.

Ama umarım, hamile kalınmadan önceki aylarda ve belki de yıllardaki beslenme ve yaşam biçiminin önemli olduğu da aynı derecede barizdir. Bu yüzden geleneksel toplumlarda anne adayları hatta baba adaylarına yedirilen kutsal besinler vardır. Bunların tamamı da besleyici değeri yüksek gıdalardır. Ör: balık yumurtaları, ciğer, ilik, yumurta sarısı.

Mesela Afrika’da Masai kabilesinde çiftlerin evlenmesine ve dolayısıyla hamile kalmasına ancak yağmur sezonundaki zengin otlarla beslenen hayvanlardan gelen sütle beslendikten sonra izin verilirdi. Bu sütün besleyici değerinin en yüksek olduğu zamandır.

Malesef geleneksel bilgiler modern dünyada hep unutuluyor. Hamilelik öncesi beslenmenin önemi medyada doğru düzgün yer almıyor bile malesef.

Kategoriler
Bilimsel Paleo

Hangi Vitaminleri Almalı? -1

En çok aldığım sorulardan biri de hangi vitaminleri kullandığıma dair. Hadi bir bakalım:

Öncelikle 3 ana kuralım var:

Esas olan besinlerden vitaminleri almaktır. 
İnsanın doğası yeterli vitamini yediklerinden alacak şekildedir. Bunun için enzimler, mineral aktivatörleri vs gereklidir. Bunlar gıdalarda doğal olarak bulunmakla birlikte sentetik vitaminlerde bulunmamakta.
Vitaminleri mümkün olduğunda doğal hallerinde almak lazım. Hemen kanıtlayalım:

  • Domates tüketiminin prostat dokusuna eşdeğer likopen alımından çok daha fazla etkisi vardır.
  • Nar ve brokolide, içlerindeki maddelerin bileşiminden çok farklı etkileri gözlenmiştir.
  • İçerdikleri besleyici maddelerden bağımsız olarak tarla turbu tüketimi ile serbest radikaller azaldığı gözlenmiştir.

Özetle: vitaminlerinizi yiyerek alın, hap olarak değil.

Vitamin  ve Mineralleri mümkün olduğunca doğada bulunduğu halleriyle tüketin
Sentetik, izole vitaminler malesef vücutta her zaman aynı etkiyi yaratmıyor. Teknoloji ile ya da biyolojik süreçlerle mi yaratıldığı gerçekten fark yaratıyor çünkü endüstriyel süreçlerde farklı fizyolojik etkileri olan tamamen yeni bir bileşen yaratılabiliyor. Geviş getiren hayvanlarda doğal olarak üretilen trans yağ (süt ürünlerindeki CLA gibi) faydalıyken, tohum yağlarının endüstriyel işlenmesinden üretinden trans yağlar son derece toksiktir.

Bir diğer örnek de folik asittir. Doğada bulunan hali folattır, folik asit değil. Folik asit folata dönüştürülse de, insanlarda bu dönüşüm oldukça zayıftır. Ayrıca doğal folatın aksine folik asit plasentayı geçemez. Özellikle hamilelere verildiği düşünülürse bu oldukça önemlidir. Yetmezmiş gibi, doğal folatın aksine folik asit kanser riskini artırır. Maalesef, vitaminlerde genellikle folik asit kullanılır çünkü doğal folata göre çok daha ucuzdur.

Takviye alırken seçici olun
Multivitaminler oldukça popüler. Oysa ki ya hiç faydası yok ya da tam tersine zararı var.  Journal of American Medical Association’da çıkan bir analizde, 230.000 kişinin katıldığı 68den fazla denemeye göre sentetik beta kerotenler, A ve E vitamini tedavileri ölüm riskini artırmakta.

Multivitaminlerin ana sorunu magnezyum, D vitamini, K2 vitamini gibi faydalı vitamin ve minerallerden çok az içerirken, folik asit, kalsiyum, demir ve E vitamini gibi toksik olanlardan çok fazla içermeleridir. Dolayısıyla dengesiz tüketimle hastalığa katkıda bulunurlar. Diğer bir sorun da, üreticilerin en ucuz bileşenleri kullanmasıdır, az önceki folat yerine folik asit kullanılması örneği gibi. Bunun sonucundan bahsetmiştim.

Peki ne yapmalı?
Buraya kadar okuduysanız, şu an vitamin ve mineral takviyesine tamamen karşı olmuşsunuzdur büyük ihtimalle. Tam olarak değil. Ne kadar iyi beslenirseniz beslenin, bazılarını beslenerek almak gerçekten zordur. Ayrıca bazı durumlarda fazla tüketmek de gerekli olabilir: Enfeksiyonlarda C vitamini, kan şekeri veya metabolik dengesizliklerinde magnezyum alınması gibi. Bu gibi durumlarda seçici olarak bunları almak faydalı olacaktır.

Benim tavsiye ettiğim 5 vitamin/mineral aşağıdaki gibidir.

  • A vitamini
  • D vitamini
  • K2 vitamini
  • Magnezyum
  • C vitamini

Neden bunları tavsiye ettiğimi bir sonraki yazıda bulacaksınız.