Kategoriler
Paleo

Paleo – Atkins/Ketojenik Diyet Farkları

Beslenme biçimimden insanlara bahsettiğimde ilk tepki, “Aaaa, aynı Atkins, ama o çok zararlı değil miiiii????” oluyor. *

Zaman zaman siteye gelen yorumlarda da paleo ile ketojenik diyetlerin karıştırıldığını görüyorum. Yorumların arasında kaynaması yerine bu konunun ayrı bir başlığı hakkettiğini düşündüm.

Öncelikle Atkins’in de bir ketojenik diyet olduğunu belirteyim. Belli bir formüle ihtiyaç duyan insanlar için ketojenik diyeti çok güzel formülize etmiştir. Ama günümüzde Paleo/Ketojenik olan birçok insan da var. O yüzden farkları çizelim.

Proteinler

Paleo – Her türlü hayvanın eti, yağı, yumurta yenir. Ama bunların doğada özgürce beslenen hayvanların eti, yağı ve yumurtası olması önceliklidir. İlle de organik olması gerekmiyor, organik beslenmesi o hayvanın doğal beslendiği anlamına gelmez. Mesela tavuk çiftliğinde özgürce dolaşamayan ve topraktan böcekleri, solucanları yiyemeyen bir tavuk organik yemle de beslense çok makbul değildir. Ama ekonomik koşullar izin vermiyorsa, hayvan çiftliklerinde yetişen hayvanlar yenilebilir.

Bunun dışında sucuk, salam gibi ürünlerdeki katkı maddeleri sevilmez. Bunlardan uzak durulur. Katkı maddesi kullanılmadan yapılan kasap sucuğu, sosisi tercih edilir. Bu ürünlerde bolca kullanılan nitrat ve nitritleri vücuduna sokmak istemez.

Atkins – Protein olsun da ne olursa olsun der. Ne nasıl beslendiği ile ilgilenir, ne katkı maddeleriyle.

Ketojenik – Paleo/Ketojenik ise ilk gruptaki kaygıları vardır. Yok değilse, ikinci gruptadır.

Yağlar

Paleo – Vücudunu Omega-6 ile doldurmak istemez. Bu yüzden de ayçiçek yağı, mısır özü yağı gibi yağlardan uzak durur. O kadar ki, fıstık ezmesinden bile uzak durur.

Kuruyemişleri kavurmadan yer, çünkü ısı bunlardaki yağların oksitlenmesine sebebiyet verecektir. Vücuduna okside yağ da sokmak istemez.

Hayvansal yağların da, proteinlerdeki gibi özgür beslenen hayvanlardan gelmesini tercih eder. Ekonomik koşullar buna elvermiyorsa, yediği hayvanların yağlarından uzak durur çünkü kendisi tahıl yediğinde ne oluyorsa, hayvanlara da aynısının olduğunu bilir.

Omega-6/Omega-3 oranını mümkün olduğunca 1:1 oranına yakın tutabilmek için sıklıkla Omega-3 takviyesi alınır.

Süt ürünleri konusunda tam bir uzlaşma sağlanmamıştır ama teamül ancak laktoz ve/veya kazein intoleransı ya da aşırı insülin direnci yoksa tüketmek yönünde.

Atkins – Yağ olsun da ne olursa olsun der. Ne nasıl beslendiği ile ilgilenir, ne katkı maddeleriyle.

Ketojenik – Paleo/Ketojenik ise ilk gruptaki kaygıları vardır. Yok değilse, ikinci gruptadır.

Karbonhidratlar 

Paleo – Tahılları ve bakliyatları yemez. Vücudunu glutenle, aflotoksinlerle doldurmak istemez.

Mısır ve soya gibi ürünleri hem genetiği ile çok oynandığı için hem de lektinlerden ötürü tüketmez.

Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketir ve de mümkün olduğunca çok uzak mesafelerden gelen meyve/sebze yerine yerel ürünleri tercih eder.

Hazır satılan ambalajlı ürünlere (çoğu karbonhidrattır) pek sıcak bakmaz ve içindekileri dikkatle okur. Doğal olmayan katkı malzemelerinden uzak durur.

Yenilen karbonhidrat miktarına karışmaz. Hayat biçimi, amaçlara göre kişinin kendisi için uygun karbonhidrat miktarını kendisinin belirlemesi beklenir.

Atkins – Toplam karbonhidrat miktarını sınırlar. İlk aşamada günlük 20g ile başlatır, 2 hafta sonra başlayarak her hafta 5g arttırır, kilo verimi durana kadar.

Burada tokluk hissini verebilmek için genelde karbonhidrat miktarı düşük yeşil sebzeleri ve otları tercih etse de, herhangi bir kısıtlaması yoktur. Dileyen 20g karbonhidrat karşılığı ekmek ya da pasta yiyip kalanı et ve yağ ile karşılayabilir.

Diyet Coca-cola gibi ürünlerle herhangi bir alıp veremediği yoktur, dolayısıyla yapay tatlandırıcılarla da.

Ketojenik – Paleo/Ketojenik ise ilk gruptaki kaygıları vardır. Yok değilse, ikinci gruptadır.

 

Sanırım bu ana gruplardaki ayrım aradaki farkı ortaya koymuştur. Paleo temel olarak mümkün olduğunca sadece doğal beslenmiktir. Doğadan kopmama kaygısını taşır ve bunu yaparken de yüzbinlerce yıl öncesinden, taşdevrinden gelen atalarımızın izinden gider.

Bir kişi hem paleo hem ketojenik olabilir, aldığı karbonhidrat miktarına bağlı olarak. Ama her ketojenik diyet yapan paleo olmak zorunda değildir, Atkins örneğinde olduğu gibi.

Şahsi fikrim, Atkins’ten ziyade paleo/ketojenik diyet yapmanızdır, elbette ketojenik diyet tercihiniz ise. Ama ne olursa olsun, uzun vadede paleo olmanız size sağlıklı uzun bir ömrün kapılarını açacaktır.

* Atkins bir kalp probleminden öldü ama fonksiyonel bir bozukluktan, yoksa enfarktüs vs değil. Keza bende de minik bir kalp problemi var doğuştan, bir gün bu sebepten ölürsem sebebi paleo beslenmem olmayacak :)

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

1. Kalp Hastalıkları Neden Olur?

Paleo (taş devri diyeti) beslenmesinde bol bol doymuş yağ ve kırmızı et ve yumurta tüketiyoruz ama insan ister istemez “ya kolesterol?” diye tedirginlik duyuyor. İnanın gereksiz bir tedirginlik. Bu konu oldukça önemli ve de uzun olduğu için sıkmadan, bölerek ve olabilecek en basit şekilde anlatmaya çalışacağım. İlk aşamada kalp hastalıklarının sebepleri.

Yaklaşık 40 yıldır doymuş yağ ve kolesterol içeren besinler yediğimizde, bu kolesterolün de kalp damarlarını tıkadığına inanılıyor. Bu tıkanıklık iyice fazlalaşırsa veya pıhtı oluşursa ve bu birikintiden geçemezse kalpe kan gitmediğine ve kalp krizi geçirildiği düşünülüyor.

Ama bu inanış malesef ciddi hatalar içeriyor. En önemli sorun ise, doymuş yağ tüketiminin en düşük olduğu dönemde kalp hastalıklarının tavan yapması. Hatta bazılarına göre diyet-kalp düşüncesi tıp tarihindeki en büyük fiyasko. Ve düşük yağ ile yetişen çocuklarla elele yürüyen kolesterol düşürücü ilaçlar ile bu pazarlama hızla büyümeye devam ediyor.

Peki kolesterol değilse kalp hastalıklarının sebebi nedir?

Öncelikle tıptaki bir çok alan gibi bu konu da %100 kesin değil. Ama yine de artık bildiğimiz bazı gerçekler var.

Öncelikle kalp hastalıkları çok çeşitli. Kalp kastaları veya kapakçıklarında genetik bozuklukluklar olabiliyor (ki bende de genetik kapakçık problemi var, bir gün ciddi problem yaşarsam sebebi taş devri diyeti olmayacaktır. Aynı Dr. Atkins’i öldüren kalp hastalığının sanılanın aksine beslenme ile ilişkili olmaması gibi).

Bir başka sebep ise virüs, bakteri, mantar veya parasit kaynaklı hasarlar ve enflamasyonlardır. Frengi gibi bazı hastalıklar da kalp hastalıklarına yol açabiliyor.

Bazı genetik ve bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar da kalp kaslarındaki hücresel proteinleri veya kalp fonksiyonlarını etkileyen enzimleri etkileyebiliyor.

Büyük ihtimalle de yukardaki sebepler 20yy.ın başındaki kalp hastalıklarının sebebiydi. Özellikle de antibiyotiklerin kullanılmadığı hastalıklar kökenli olanlar. Yine de 1900lerin başında ABD’de kalp hastalıkları toplam ölümlerin %9’unu oluşturuyormuş. (1) Benzer araştırma Türkiye için varsa da ben bulamadım. 1950’lere gelindiğinde %48’e çıkmış bu oran. 1998’de ise %38 olarak belirlenmiş. Düşüşün sebebi olarak gelişen ameliyat teknolojisi, anjioplastinin bulunuşu ve pıhtılaşma önleyici ilaç kullanımı olarak açıklanıyor. Yine de oran oldukça yüksek.

İlginç olan bir diğer konu ise, artışın büyük kısmı yeni bir türde görülmüş: Kalp krizi veya nam-ı diğer, miyokard enfarktüs. Enfarktüs 1910 yılında ABD’de ne oranda mı görülmüş? SIFIR! EKG aletini icat eden Dr. Paul Dudley White, şöyle demiş: “1921’de doktorluğa başladım. 1928’e kadar hiç enfarktüs vakası ile karşılaşmadım.” 1960’lara gelindiğinde ABD’de 500.000 kişi kalp krizi yüzünden ölmüş. Benzer sebepten -beyne kan pompalayan geniş arterlerdeki tıkanma- kaynaklanan felçlerin de sayısı artmış.

Kalp krizini (veya felci) başlatan sebep: arterlerde anormal plak oluşumu ve bu plağın kireçlenerek katılaşması ve kalp ya da beyni besleyen geniş arterlerde blokaj oluşturması.

(Burada bir ara teknik bilgi verelim: Plak ile yağ birikintileri aynı şey değildir. Yağ birikintileri bir koruma mekanizmasıdır ve arterlerin kıvrıldığı ya da kollara ayrıldığı yerlerde görülür ki buralarda kan basıncı yüksektir. Olmaması durumunda yaşlandıkça bu noktalarda arterlerimiz zayıflardı ve anevrizma ve çatlaklara sebebiyet verebilirdi. Normal olan yağlanmada, kan damarları bu değişikliğe uyum sağlamak için genişler. Ama plak oluşumunda damarlar öyle daralır ki ufacık bir pıhtı bile probleme sebebiyet verir.)

Kalp krizinin diğer bir sebebi de kalp ya da beyne giden kanı bloke eden kan pıhtıları veya trombustur. Herhangi bir çatlak vs olmaksızın neden oluştuğu tam olarak bilinmese de arter blokajı olmadığı durumlarda da görülebilir.

Blokajların bir sebebi de enflamasyonlardır. Tıptaki yeni gelişmeler kan damarlarının içindeki berelenme, yaralanmalardan kaynaklanan enflamasyonlardır. (2)

Damar duvarlarının sağlığı da bir başka konudur. Damar duvarlarındaki zayıflıktan kaynaklanan anevrizmalar, damarların açılması ve çatlamasına sebebiyet verebilir ki bunun sonucunda da pıhtılaşma ve hızlı kan kayıpları oluşabilir.

Ek olarak, düz kas hücrelerindeki biokemikal dengesizlikler de spazmlara sebebiyet verebilir ki kalbe giden kan akışını kesmede pıhtılar kadar etkili olabilir.

Nihayet aritmiler, yani kalbim kan pompalama mekanizmasındaki bozukluklar, kan akışını kesebilir ve kalp kaslarının oksijen açlığına veya kalbin tamamen durmasına (kardiyak arrest) sebebiyet verebilir. Bunların da birçok farklı sebebi vardır.

Bazı mikrop, virüs ve bakterilerin kalp hastalıklarına sebebiyet verdiği de bulunmuştur. Oysa ki bu mikrop ve virüsler insanoğluyla yaşıt. Peki niye durduk yere son yüzyıl içinde yükselen oranlarda kalp hastalıklarına sebebiyet vermeye başladılar? Çünkü mikropların kendisinden ziyade bağışıklık sisteminin zayıflığı sorun oluyor. Sağlıklı bir bağışıklık sisteminde başta A ve C vitaminleri olmak üzere birçok vitamin ve mineral bol miktarda bulunur.

Ama azalan yağ tüketimi ile hayvansal kaynaklı A vitamini alınamaz oldu. Ayrıca yine hayvansal kaynaklı olan palmitoleik asit de alınamaz oldu ki mikroplara karşı çok güçlü bir savunma sağlar. Tereyağ (kaymak) ve hindistancevizi yağında benzer özellikler içeren yağ asitleri bulunur.

Tiroid yetersizliği de kalp hastalığı riskini arttırır ama hormon takviyeleri malesef vücudun kendisinin ürettiğinin yerini tutmaz ve kalp hastalığı riskini düşürmez. Tiroid iyot seviyesine bağlı olduğu kadar A vitaminine de bağlıdır. Tiroid yetersizliği olanlar bitkilerdeki keroteni A vitaminine çeviremez, o yüzden de hayvansal kaynaklardan alınması gereklidir. Ama bu hastalara kalp hastalığı riski taşıdıkları için malesef ki az yağlı diyet önerilir.

Bir sonraki yazıda risk faktörlerine değineceğim.