Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

15 ay sonrasında kan değerlerim

Paleo (Taş Devri Diyeti) ile 15 ayı geride bıraktım bile. Birkaç hafta önce rutin bir kontrol yapılırken, kolesterol vs gibi testlerin de yapılmasını istedim. Ara ara soranlar olduğu için burdan da yayınlamamda bir mahsur yok sanırım.

Kolesterol, total          182.82 mg/dL
Kolesterol, HDL           77 mg/dL
Kolesterol, LDL            94 mg/dL
Kolesterol, VLDL          11 mg/dL
Trigliserid                     56.49 mg/dL
Hemoglobin                  13.2 g/dL

Sonuçları gören doktorun yorumu: Ne yapıyorsan aynen devam et, keşke benim sonuçlarım da böyle olsa.

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

Ancel Keys – Az Yağ Çok Karbonhidrat Belasını Başımıza Açan Adam

1953 yılında Ancel Keys aşağıdaki tabloyu da içeren çalışmasını yayınladı. Tablonun X ekseninde yağ tüketimi, Y ekseninde de kalp hastalıklarından ölümler yer alıyor.

Oldukça ikna edici bir tablo. Farklı ülkelerde yağ tüketimi arttıkça kalp hastalıklarından ölümler gayet artıyor.

Ama minik bir sorun var elbette. Meğerse aslında araştırma aslında 22 ülkede yapılmış ve tüm ülkelerden gelen verileri içeren tablo aşağıdaki gibi:

Diğer ülkelerden veriler girince her tarafta noktalar belirdi. Yani o çizgiyi o şekilde çizmek artık pek de imkan dahilinde değil…

Tabii aslında Ancel Keys’in seçtiği ülkeler yerine farklı ülkeler de seçebiliriz, madem istediğin veriyi seçmek serbest.

Mesela İsrail, Avusturya, İsviçre, Almanya, Hollanda ve Norveç’i seçersek…

Tablonun bu hali benim çok hoşuma gitti, çünkü bu tabloya bakarsak yağ oranını %40’ın üzerine çıkarırsak kalp hastalıklarından ölümler tarihe karışıyor :)

Hatta bu tablo ne ki! Finlandiya, Avustralya, İrlanda, İsviçre, Almanya ve Hollanda’yı seçersek çok daha eğlenceli bir tablo çıkıyor ortaya.

Bu tabloya göre ise, yağ tüketiminizdeki her bir artış kalp hastalıklarında dramatik azalmalara yol açıyor.

Ama dalga geçmeyi bırakırsak, bilim böyle birşey olmamalı. Ama malesef oldu ve de gıda endüstrisinin işine geldi ve destek de gördü.

Ama bundan sonra birisi yağ yememenizi söylediğinde ya da Akdeniz diyetini övdüğünde, verecek cevabınız var. Hatta İtalya’da artık yeni doğan her bebeğe çölyak testi yapılıyor ve devlet çölyak hastalarını glutensiz spagetti almaları için maddi olarak destekliyor…

Kategoriler
Kalp Sağlığı

Framingham Çalışması

3 nesil katılımcı

Tarihte yapılan en büyük bilimsel çalışma sanırım Framingham Çalışması.

1948 yılında yapılan araştırmada Massachusetts’de Framingham kasabasında yaşayan 30 ila 62 yaş aralığında 5209 erkek ve kadın kullanıldı. Çalışma öncesinde ve esnasında 2 yılda bir kontrolden geçirildiler. 1971’e gelindiğinde ikinci nesil devreye girdi, orjinal deneklerin yetişkin çocukları ve eşlerinden oluşan 5124 kişi ile. 2002-2003’de de üçüncü nesile geçildi. Çalışma ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler için web sitesi de var: http://www.framinghamheartstudy.org/index.html

(Kaynak: American Heart Journal, 1987, 114, 413.)

Sağda solda en çok bu tabloyu görürsünüz. Y ekseninde, yılda 1000 kişide görülen koroner kalp hastalığı vakaları ve X ekseninde de kolesterol aralıkları. Düz çizgi erkekler ve kesikli çizgiler ise kadınları gösteriyor.

Burda kolesterol 205’e ulaştığında bir miktar artış ve 294’ü aşınca ise bir sapıtma görülüyor.

Burda bir gariplik gözünüze çarpıyor mu?

İlk başta 30 puanlık artışlarla ilerlerken, tablonun sapıttığı noktada 830 puanlık bir aralık söz konusu. Böyle bir tabloyu hazırlayıp patronunuza ya da hocanıza verirseniz, ciddi azar işitirsiniz veya zayıf alırsınız.

Peki biz bu tabloyu alıp, baştan sonra 100 puanlık aralıklar halinde tekrar oluştursak. İşte ortaya çıkan manzara:

Tablolar arasındaki fark sadece benim için ilginç değil sanırım… Kolesterolün 185 ya da 285 olmasının kalp hastalığına etkisinde kayda değer bir fark yok, özellikle de erkeklerde.

Bir de tabloların, sonuçların yorumlanmasında şöyle bir uygulama var:

Örneğin 240mg kolesterolde kalp hastalığı 2/1000 ve 160mg kolesterolde ise 1/1000 olsun. Yani aradaki göreceli fark, %100, kolesterolünüz 160 yerine 240 ise, kalp hastalığına yakalanma riskiniz 2 kat fazla. Bu şekilde ifade edince nasıl da korkutucu bir hal alıyor değil mi? Oysa ki küçük rakamlar arasında orantı her zaman büyük çıkar ve yanıltıcı olabilir.

Son olarak, Framingham çalışmasının direktörü olan William Castelli’ye bırakmalı sözü:

“Framingham, Massachusetts’de, biri ne kadar çok doymuş yağ, ne kadar çok kolesterol, ne kadar çok kalori yiyorsa, serum kolesterolünün o kadar düşük olduğunu gördük… biri ne kadar çok doymuş yağ, ne kadar çok kolesterol, ne kadar çok kalori yiyorsa o kadar zayıf ve fiziksel olarak aktif olduğunu gördük”

Archives of Internal Medicine, Jul 1992, 152:(7):1371-1372

Araştırmanın 30. yılında KOLESTEROL NE KADAR DÜŞÜKSE = ÖLÜM RİSKİNİN ARTTIĞI görülmüş.

Kolesteroldeki her %1mg/dl’lik düşüş için koroner ve toplam ölümde %11’lik artış görülmüş.

JAMA 1987;257:2176-2180

Kategoriler
Kalp Sağlığı

Kolesterol ve Enfarktüs

ABD’de ilk enfarktüs 1921 yılında görülmüş. 1930’a gelindiğinde 3.000 kişi enfarktüsten ölmüş, 1960’a gelindiğinde ise 500.000 kişi…

Demek ki,  son yüzyıldaki bir gelişme bunun sebebi olmalı. Neler olduğuna bakarsak, son yüzyılda, özellikle de son 50 yılda, insanlar yağ tüketimini ciddi oranda azalttı. Hazır gıdalar aldı başını gitti. Tüm hükümetler buğday ve diğer tahılları önümüze sürdü. Margarin gibi yağlar önce baş tacı edildi, sonra tü kaka dendi. Aynı süreç trans yağlar ile de yaşandı. İnsanlar sağlıklı beslenmek için yemek yerine salata yemeğe başladılar öğün olarak. Spor yapmaya başladılar deliler gibi….

Demek ki, marul tüm bu kalp krizlerinin sebebi, herhalde insanlık tarihinde hiçbir zaman bu kadar rağbet gören bir sebze olmamıştır :D

Oysa ki, daha 1936’da kolesterol seviyesi ile kalp krizi arasında herhangi bir ilişki olmadığı ispatlanmıştır.

(Archives of Pathology 22, 301-312, 1936)

Şekilde ne görmüyorsunuz?

Herhangi bir trend. Kolesterolü düşük ya da yüksek de olsa (x ekseni), kalp damarlarındaki yağ birikintisi dağılımı (y ekseni) heryerde. Yani herhangi bir ilişki yok.

1966 yılında, yaşları 40 ve 59 arasında değişen New York’lu iş adamları 2 gruba ayrılmış ve bir gruba

  • tereyağ yerine > mısırözü yağı
  • yumurta yerine > hazır kahvaltılık mısır veya tahıl gevrekleri
  • kırmızı et yerine > tavuk ve balık yedirilmiş.

Diğer grup ise kahvaltıda yumurta yemiş ve günde 3 öğün kırmızı et yemiş.

Sonuç: İlk grupta kolesterol ortalama 220 iken ikinci grupta 250 olmuş.

İlk başta kulağa, “aa yumurta ve kırmızı et gerçekten zararlıymış” gibi geliyor, değil mi?

Ama yakın gözlüklerimizi takarak okumaya devam edersek görüyoruz ki, ilk gruptan 8 kişi kalp hastalığından ölürken ikinci gruptan kaç kişi ölmüş sizce?

Bildiniz, HİÇ!

2000 kişi ile yapılan pilot çalışma, 1 milyon erkek üzerinde yapılacakken vazgeçilmiş maliyet yüzünden ve çalışma çöpe atılmış…

Peki bu kadar eski çalışmalarda bile konu ortadayken, neden tam aksi söylendi bizlere?

Her zamanki gibi sanayiciler, hazır gıda ve özellikle bitkisel yağ üreticileri…

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

Kalp Hastalıklarını Önlemek İçin 10 Altın Kural


  1. Sigara içmeyin. Eğer bırakamıyorsanız en azından azaltın ya da katkısız sigaralardan için. Sigara içenler çoklu doymamış yağları kesinlikle tüketmemeliler. Doymuş yağlar tüketerek içeriklerindeki yoğun A ve D vitamini ciğerlerini koruyabilirler.
  2. Düzenli egzersiz yapın ama aşırıya kaçmayın. En azından hergün tempolu yürüyüşe çıkın.
  3. Aşırı kilodan kaçının. Ama bunu besleyici değeri yüksek gıdaları tüketerek yapın. Şeker tüketmeyin. Mucize diyetlerden kaçının.
  4. Aşırı çalışmayın. Hobilerinize zaman ayırarak stresle savaşın. Hayat büyük acılar getirdiğinde, besleyici değeri yüksek, koruyucu gıdaların tüketimini artırın.
  5. Mümkün olduğunca duman, egsoz, kimyasal ve böcek ilaçlarından uzak durun.
  6. “Etiketinde “Yağsız” ya da “Az Yağlı” yazan ürünleri tüketmeyin. Çoklu doymamış yağları, hidrojenize yağları, beyaz unu, rafine şekeri ve katkı maddelerini tüketmeyin.
  7. Kaliteli hayvansal gıdalardan çok çeşitli tüketin. Mümkün olduğunca doğal beslenmiş hayvanları tüketin. Çünkü buğday ve mısırla şişirilmiş hayvan da sağlık problemleri olan hayvan olacaktır ve besleyici değeri çok düşük olacaktır.
  8. Taze ve mevsiminde meyve ve sebze tüketin.
  9. Yeterince mineral aldığınızdan emin olun: Tam yağlı süt ürünleri, kemik suları, ve fitik asiti azaltacak ve mineral emilimini bloke eden faktörler önlenmiş şekilde hazırlanmış bakliyat, tam tahıl ve kuruyemişler zengin mineral kaynaklarıdır.
  10. Küçük miktarlarda morina Yağı (A ve D vitamini), ruşeym yağı (E vitamini), keten toğumu yağı (Omega-3), yosun (kelp – iyot), bira mayası (B vitamini), kuru ciğer  (B12), kuşburnu tozu (C vitamini) ve hindistancevizi yağı (antimikrobiyel yağ asitleri) gibi koruyucular içeren zengin gıdalarla beslenin.

 

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

Kolesterol hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

YANILGI: Yüksek kolesterolü olanlar kalp krizine daha meyillidir.
GERÇEK: Kolesterol seviyesi 350’yi geçen genç ve orta yaşlı erkekler çok az daha fazla risk altındadırlar. 350’nin altında olanların çok düşük kolesterolü olanlardan çok daha az riski vardır. Yaşlı erkekler ve her yaştaki kadın için yüksek kolesterol uzun ömür anlamına gelir.

YANILGI: Kolesterol ve doymuş yağlar damarları (arterleri) tıkar.
GERÇEK: Arterlerdeki plaka ve tıkanmalarda çok az kolesterol ve doymuş yağ vardır. Büyük kısmı kireçsi kalsiyum birikintileridir. Yağ asitlerinin de çoğu doymamıştır.

YANILGI: Doymuş yağ ve kolesterolce zengin gıdalar yemek kolesterolü yükseltir ve kalp hastalıklarına sebebiyet verir.
GERÇEK: Doymuş yağ ve kolesterolce zengin gıdaların kalp hastalıklarına sebebiyet verdiğini destekleyen tek bir kanıt yoktur. Tam tersine bu gıdalar kesildiğinden beri, kalp hastalıkları oranı artmıştır.

YANILGI: Kolesterol düşüren ilaçlar birçok hayatı kurtarmıştır.
GERÇEK: 10.000’den fazla hasta üzerinde yapılan 2 araştırma göstermiştir ki kolesterol ilaçları herhangi bir fayda sağlamamaktadır.

YANILGI: Yüksek miktarda hayvansal yağ ve kolesterol tüketen ülkelerde kalp hastalıkları oranı daha yüksektir.
GERÇEK: Başta Fransa ve İspanya olmak üzere birçok istisna vardır.

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

4. Kolesterol – Vücudunuzun En Büyük Dostu

Peki bu kolesterol dedikleri nedir???

Vücudun onarım maddesidir. Herhangi bir yaramız olduğunda orada yüksek miktarda kolesterol vardır. Arterlerde tahriş oluştuğunda ya da yırtıldığında, kolesterol oradadır ve tamirat başındadır.

Tüm suçlamaların sebebini de bu oluşturdu.

Nasıl mı?

Kalp problemleri olan kişilerde doğal olarak kolesterol görüldü ve suçlu olarak kolesterol görüldü. Oysa ki, kolesterolü suçlamak, yangınları itfaiyeciler çıkarır, çünkü bütün yangınlarda itfaiyeciler vardır demeye benzer. Oysa ki itfaiyeci yangını söndürmek için orda, aynı kolesterolün olduğu gibi.

Doymuş yağlarla birlikte hücre zarının içindeki kolesterol hücrelere gereken sertlik ve dayanıklılığı verir. Ama diyette çoklu doymamış yağ çok fazlaysa, hücrenin içinde doymuş yağların yerine geçerler ve hücre duvarlarını yumuşatır. Bu durum olduğunda kandaki kolesterol dokulara gider ki sertlik sağlasın. Bu yüzden doymamış yağları kestiğimizde kanımızdaki kolesterol seviyeleri geçici olarak azalır.

Stresle başa çıkabilmemizi sağlayan ve kalp hastalıklarıyla kansere karşı vücudumuzu koruyan kortikosteroidlerin öncüsüdür. Ayrıca D vitamini ve safra kesesi tuzlarının da öncüsüdür. Safra kesesi sindirim ve beslenmedeki yağların parçalanması için ultra önemlidir.

Ayrıca antioksidandır da. Zaten bu yüzden yaşla birlikte miktarı artar. Kalp hastalıkları ve kansere yol açan serbest radikal hasarına karşı koruma sağlar.

Kendimizi iyi hissettiren serotoninin beyindeki reseptörlerinin iyi çalışmasını da sağlar. Bu yüzde düşük kolesterolü olanlar agresif ve şiddetli davranışlar gösterir, depresyona ve intihara meyilli olurlar.

Anne sütü kolesterol açısından çok zengindir. Bebeklerin ve küçük çocukların büyüyebilmek için kolesterolce zengin gıdalarla beslenirler.

Erkeklerde 350 mg/dl üstü seviye erkeklerde kalp hastalıkları için biraz fazla risk oluştursa da kadınlarda 1000mg/dl gibi aşırı yüksek seviyelerde bile kalp hastalıkları için daha yüksek kalp hastalıklarına sebebiyet vermez. Hatta tam tersine düşük kolesterol kadınlarda daha ölümcüldür. Öte yandan kolesterol ölçümleri de oldukça dengesizdir. Saate göre, bir önceki yemeğe göre, stres seviyesine ve test seviyesine göre değişkenlik gösterir.

İyi kolesterol olarak bilinen HDL ile derdimiz yok. Fakat kötü kolesterol LDL fazla öcü yapıldı. LDL de kendi içinde ikiye ayrılıyor. Büyük ve hafif ve pofuduk olanlar ve küçük ama gülle gibi ağır olanlar. Büyük ve pofuduk olanların herhangi bir sakıncası yok. Fakat o küçük ve gülle gibi olanlar gerçek tehlike oluşturuyor ve tahmin edebileceğiniz gibi yoğun karbonhidrat tüketimi bu küçük LDL kolesterolün oluşumunu artırıyor.

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

3. Kalp Hastalıkları ve Beslenme Bozuklukları

Kalbimizi risk faktörlerinden korumak için bedenlerimizi güçlendirmemiz gerekiyor dedik. Peki ama nasıl?

Daha 1930larda yapılan bir araştırmada yaz aylarında tereyağdaki A ve D vitamininin arttığı ve tesadüf bu ya aynı dönemde kalp hastalıklarının da azaldığı görüşmüş. Ama bu bilgi göz ardı edildi, çünkü bu 2 vitamin de hem yağda çözülüyor hem de sadece öcü denilen gıdalarda, yani hayvansal yağlarda bulunuyor. Oysa ki her ikisi de oldukça önemli vitaminler.

 

A vitamini kolesterolü steroid hormonlara dönüştürüyor ve malesef ki stresle inanılmaz hızlı yok oluyor. Kolesterol düşüren ilaçlar da vücudun A vitamini ihtiyacını artırıyor.

 

 

D vitamini ise yüksek tansiyonu önlüyor ve spazmlara karşı koruyor. Ayrıca kalsiyumun emilimi için de gerekli, sinir sistemine katkıda bulunuyor ve aritmileri önlüyor.

 

Ek olarak, aynı zamanda bir antioksidan olan E vitamini ile kalp hastalıklarının tekrarının önlenebildiği 1960larda bulunmuş. Oysa ki aynı dönemde artan margarin ve bitkisel yağ tüketiminden kaynaklanan fazla Omega 6 alımı E vitamini ihtiyacını da artırmıştır. E vitamini sayesinde başta kalp kasları ve sinirleri daha az oksijen ile çalışabiliyor. Damarların genişlemesini sağlar ve pıhtılaşmayı engelleyerek pıhtı oluşumunun önüne geçer.

C vitamini eksikliği de kalp hastalıklarının muhtemel sebeplerinden biri olarak bulunmuş. Oksijen metabolizmasını etkinleştirir. Kolejen üretimine etkisi ile arter duvarlarını korur ve malesef stres dönemlerinde seviyesi çok düşer.

 

 

 

 

Folik asit (B9), B6 ve B12 vitaminleri eksiklikleri ile arterlerin sertleşmesi ve plak oluşması arasında direk ilişki bulunmuş ki B6 ve B12 özellikle hayvansal gıdalarda bulunuyor, yani öcü gıdalarda.

Başta kırmızı et ve sakatatta bulunan Koenzim Q10, vücutta kalp kası hücrelerine odaklanır. Enflamasyonu düşürür ve kalp hastalıklarını iyileştirmede başarıyla kullanılır. Yine kolesterol düşüren ilaçlar koenzim Q10 ihtiyacını çok artırır.

Magnezyum mineralinin eksikliğinin de pıhtı ve damarlarda kalsiyum depolanmasına sebebiyet verdiği biliniyor. Enfarktüs sonrası damardan magnezyum verilen hastaların yaşama şansı %50’den %82’ye çıkıyor.

Bakır ve çinko gibi daha çok hayvansal gıdalarda bulunan mineraller de kolojen üretimi için gereklidir.

Selenyum azlığı da kalp hastalıkları ile ilişkili. Finlandiya topraklarında genel olarak selenyum azlığı ülkedeki kalp hastalıklarının yüksek olmasını açıklamakta.

Tüm bunların yanı sıra yediklerimizin de besleyici değeri düştü. A ve D vitamini oluşturabilmesi için ot yemesi gereken inekler çayır çimen görmeden büyüyorlar, dolayısıyla bizler de bu vitaminleri 1900lere oranla çok daha az alıyoruz.

Tüm bunları tek tek saydık ama öte yandan aslında birarada tüketilmeleri gerekiyor ki birlikten kuvvet doğsun. A ve D vitaminleri magnezyum ve kalsiyum emilimi için gereklidir; C vitamini E ile birlikte çalışır, E vitamini de selenyumla.

Bir de her tükettiğiniz de emilemiyor vücudunuzda. Soya gibi bazı bitkilerdeki fitik asit ve oksalik asit birçok mineralin emilimini önler. Bağırsak florası da önemli rol oynar.

Vitaminleri haplarla sentetik olarak almak da çok fazla işe yaramamakta çünkü ya işe yaramamakta ya da ters tepmekte.

Ya da bol bol vitamin alayım ne güzel demek de işe yaramıyor çünkü fazlası ya etkisiz oluyor ya da toksik. Mesela C vitamini fazlasının en ufak bir katkısı yok.

Vitaminlerde durum böyle peki proteinler, yağlar ve karbonhidratlarda durum ne?

Son 100 yılda ABD’de yağ tüketimi aslında sabit kalmış, %35-40 oranında. Ama sorun şudur ki, 100 yıl önce daha çok hayvansal yağlar tüketilirken günümüzde çoğu hidrojenize edilmiş bitkisel yağlar kullanılıyor. Çoklu doymamış yağların tüketimi insanlık tarihinde çok yeni ve malesef kalo hastalıklarına etki ettiği aşikar. Ayrıca da A, D ve E vitaminleri açısından da fakirler ve Omega-6 oranını çok yükseltiyorlar ki fazlası pıhtılaşmaya ve enflamasyona sebebiyet veriyor.

O zaman bol bol Omega-3 alırız demek de işe yaramıyor çünkü doymuş yağlarla birlikte alınmadığında bu sefer de kalbe kötü geliyor.

Trans yağları zaten uzun zamandır biliyoruz.

Yağdan uzak durmaya çalışanlar genelde enerji ihtiyacı için karbonhidratlara, özellikle de rafine un ve şekere yöneliyorlar ki özellikle şeker kalp hastalıkları ile direk ilişkili. Kalp hastalıklarının yanı sıra diyabete de sebebiyet veriyor ki diyabetlilerde de kalp hastalıkları daha çok görülüyor.

Doğru koşullarda hazırlanmayan hububat ise fitik asit içeriyor ve magnezyum, bakır ve çinko emiliminin azalmasına sebebiyet veriyor.

Protein tüketimi yeteresiz olduğunda, kalp kasları büzüşüp yeterince etkili çalışamıyorlar. Soya bazlı protein tozları aritmiye sebebiyet verebiliyor. Yüksek protein ile birlikte yağ (özellikle hayvansal yağ) alınmayan diyetlerde A ve D vitaminleri boşalıyor ve mineral sindirimi etkileniyor.

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

2. Kalp Hastalıklarını Tetikleyen Risk Faktörleri

Paleo beslenmede bol bol doymuş yağ, yumurta, kırmızı et tüketirken “ya kolesterol?” sorusunu önlemek için ilk yazıda kalp hastalıklarının nedenlerine bakmıştık. Şimdi de risk faktörlerine bakalım.

Kalp hastalıklarının birçok sebebi olmakla birlikte, sürekli duyduklarımız kandaki yüksek kolesterolsigarahareketsizlikstres ve aşırı kilodur.

Kolesterol

Kolesterol adı çok duyulmakla birlikte orta dereceli bir risk faktörü olarak sayılır aslında o da ancak kronik olarak 350 mg/dl’nin üstündeki kişilerde. Daha altı için herhangi bir risk söz konusu değildir.

Sigara

Kolesterolün aksine gerçekten önemli bir faktördür. Diğer tüm faktörler elense dahi, sigara içilmesi kalp hastalıklarından ölümü gerçekten artırmaktadır.

Ama neden sonuç ilişkisi biraz karmaşıktır. İngiltere’de yapılan ve yıllarca süren bir araştırmada binlerce erkeğe diyetlerindeki doymuş yağ ve kolesterolü azaltmaları, sigarayı bırakmaları ve margarin ve bitkisel yağ gibi doymamış yağları artırmaları söylenmiştir. Bir yıl geçtiğinde, “iyi” diyete uyanlarda sigara içip “kötü” diyete devam edenlere oranla %100 fazla ölüm görülmüştür.

Öte yandan Bombay ve Pencap’ta yapılan araştırmada, Pencaplılar 8 kat fazla sigara içmelerine rağmen beşte bir oranında daha az kalp krizi geçirmiştir. Yetmezmiş gibi, yüzyılın başında sigara günümüze göre daha yaygın olmasına rağmen enfarktüs yaygın değildi.

Burdan beslenmenin sigaranın negatif etkilerini kapattığı sonucuna ulaşabiliriz. Öte yandan sigara kağıtlarına ve filtrelere günümüzde eklenen katkı maddeleri ve tütünün harmanlanma süreci de başlıbaşına sorun olabilir.

Belki de stres, biyokimyasal dengesizlikler, beslenme bozuklukları sigara içme ihtiyacına sebep oluyordur, o da kalp hastalıklarına. Bazen de sigara bırakılınca stres artar ve kilo alınır ve böylece bir risk faktörü elenirken yerine iki tane birden eklenir.

Hareketsizlik

Fiziksel aktivite belki de tek tutarlı faktördür. Tüm çalışmalarda düzenli egzersiz yapanlarda kalp hastalıkları daha az görülmüştür. Egzersiz yapınca kalbimiz daha hızlı çarpar, arterlerimiz oksijen sağlamak için genişler ve kan akışı düzelir.

Öte yandan egzersiz yapmamak değil de egzersiz yapamamak aslında sorun olabilir. Mesela aşırı kilolular egzersiz yapmaya pek meyilli değildirler. Boş vakti olan şanslı insanlar, yaşamak için uzun saatler çalışmak zorunda olanlardan daha fazla egzersiz yapmaya meyillidirler, ki batı toplumlarında kalp hastalıkları fakirler arasında daha yaygın olduğu bilinen bir gerçektir.

Beslenme biçimi de hareketliliği etkiler. Framingham araştırmasında (tıp tarihinde en uzun süreli ve birkaç nesili birden kapsayan en önemli epidemiyolojik çalışmadır.) görülmüştür ki, doymuş yağ, kalori ve kolesterol açısından zengin beslenen kişiler fiziksel olarak en aktif insanlar olarak görülmüş. Tahmin edebileceğiniz üzere bu kişiler aynı zamanda en zayıf ve serum kolesterol seviyesi en düşük olanlarmış aynı zamanda!

Aşırı Kilo

Kilolular daha az egzersiz yaparlar. Bunun yanında genellikle yüksek miktarda rafine gıdalar tükettiklerinden yeterince beslenemazler de. Kilolarının sebebi biyokimyasal bozuklukları da olabilir.

Stres

Kalp krizlerinin birçoğunun da ciddi duygusal travma (eşin ölümü, iflas, boşanma vs) sonrası aylarda gerçekleşir. Büyük acıların vücudun dengesini bozduğu, kimyasını değiştirdiği de bir gerçektir. Ama sorun şudur ki, bu travmalar hep vardı ve neden 1900lerde değil de şimdi bu kadar çok etkiliyor?

Tüm bu risk faktörleri, kalp hastalıklarının gerçek sebebi olmasa da, tamamen önlenseler dahi kalp hastalıklarının olmayacağının garantisi yoktur. Zaten her zaman önlenemezler de, özellikle de stres. Hal böyleyken asıl soru şu olmalıdır:

Bedenlerimizi ne yaparız da stresle başa çıkıp bizi minimum etkilemesini sağlarız?

Kategoriler
Kalp Sağlığı Paleo

1. Kalp Hastalıkları Neden Olur?

Paleo (taş devri diyeti) beslenmesinde bol bol doymuş yağ ve kırmızı et ve yumurta tüketiyoruz ama insan ister istemez “ya kolesterol?” diye tedirginlik duyuyor. İnanın gereksiz bir tedirginlik. Bu konu oldukça önemli ve de uzun olduğu için sıkmadan, bölerek ve olabilecek en basit şekilde anlatmaya çalışacağım. İlk aşamada kalp hastalıklarının sebepleri.

Yaklaşık 40 yıldır doymuş yağ ve kolesterol içeren besinler yediğimizde, bu kolesterolün de kalp damarlarını tıkadığına inanılıyor. Bu tıkanıklık iyice fazlalaşırsa veya pıhtı oluşursa ve bu birikintiden geçemezse kalpe kan gitmediğine ve kalp krizi geçirildiği düşünülüyor.

Ama bu inanış malesef ciddi hatalar içeriyor. En önemli sorun ise, doymuş yağ tüketiminin en düşük olduğu dönemde kalp hastalıklarının tavan yapması. Hatta bazılarına göre diyet-kalp düşüncesi tıp tarihindeki en büyük fiyasko. Ve düşük yağ ile yetişen çocuklarla elele yürüyen kolesterol düşürücü ilaçlar ile bu pazarlama hızla büyümeye devam ediyor.

Peki kolesterol değilse kalp hastalıklarının sebebi nedir?

Öncelikle tıptaki bir çok alan gibi bu konu da %100 kesin değil. Ama yine de artık bildiğimiz bazı gerçekler var.

Öncelikle kalp hastalıkları çok çeşitli. Kalp kastaları veya kapakçıklarında genetik bozuklukluklar olabiliyor (ki bende de genetik kapakçık problemi var, bir gün ciddi problem yaşarsam sebebi taş devri diyeti olmayacaktır. Aynı Dr. Atkins’i öldüren kalp hastalığının sanılanın aksine beslenme ile ilişkili olmaması gibi).

Bir başka sebep ise virüs, bakteri, mantar veya parasit kaynaklı hasarlar ve enflamasyonlardır. Frengi gibi bazı hastalıklar da kalp hastalıklarına yol açabiliyor.

Bazı genetik ve bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar da kalp kaslarındaki hücresel proteinleri veya kalp fonksiyonlarını etkileyen enzimleri etkileyebiliyor.

Büyük ihtimalle de yukardaki sebepler 20yy.ın başındaki kalp hastalıklarının sebebiydi. Özellikle de antibiyotiklerin kullanılmadığı hastalıklar kökenli olanlar. Yine de 1900lerin başında ABD’de kalp hastalıkları toplam ölümlerin %9’unu oluşturuyormuş. (1) Benzer araştırma Türkiye için varsa da ben bulamadım. 1950’lere gelindiğinde %48’e çıkmış bu oran. 1998’de ise %38 olarak belirlenmiş. Düşüşün sebebi olarak gelişen ameliyat teknolojisi, anjioplastinin bulunuşu ve pıhtılaşma önleyici ilaç kullanımı olarak açıklanıyor. Yine de oran oldukça yüksek.

İlginç olan bir diğer konu ise, artışın büyük kısmı yeni bir türde görülmüş: Kalp krizi veya nam-ı diğer, miyokard enfarktüs. Enfarktüs 1910 yılında ABD’de ne oranda mı görülmüş? SIFIR! EKG aletini icat eden Dr. Paul Dudley White, şöyle demiş: “1921’de doktorluğa başladım. 1928’e kadar hiç enfarktüs vakası ile karşılaşmadım.” 1960’lara gelindiğinde ABD’de 500.000 kişi kalp krizi yüzünden ölmüş. Benzer sebepten -beyne kan pompalayan geniş arterlerdeki tıkanma- kaynaklanan felçlerin de sayısı artmış.

Kalp krizini (veya felci) başlatan sebep: arterlerde anormal plak oluşumu ve bu plağın kireçlenerek katılaşması ve kalp ya da beyni besleyen geniş arterlerde blokaj oluşturması.

(Burada bir ara teknik bilgi verelim: Plak ile yağ birikintileri aynı şey değildir. Yağ birikintileri bir koruma mekanizmasıdır ve arterlerin kıvrıldığı ya da kollara ayrıldığı yerlerde görülür ki buralarda kan basıncı yüksektir. Olmaması durumunda yaşlandıkça bu noktalarda arterlerimiz zayıflardı ve anevrizma ve çatlaklara sebebiyet verebilirdi. Normal olan yağlanmada, kan damarları bu değişikliğe uyum sağlamak için genişler. Ama plak oluşumunda damarlar öyle daralır ki ufacık bir pıhtı bile probleme sebebiyet verir.)

Kalp krizinin diğer bir sebebi de kalp ya da beyne giden kanı bloke eden kan pıhtıları veya trombustur. Herhangi bir çatlak vs olmaksızın neden oluştuğu tam olarak bilinmese de arter blokajı olmadığı durumlarda da görülebilir.

Blokajların bir sebebi de enflamasyonlardır. Tıptaki yeni gelişmeler kan damarlarının içindeki berelenme, yaralanmalardan kaynaklanan enflamasyonlardır. (2)

Damar duvarlarının sağlığı da bir başka konudur. Damar duvarlarındaki zayıflıktan kaynaklanan anevrizmalar, damarların açılması ve çatlamasına sebebiyet verebilir ki bunun sonucunda da pıhtılaşma ve hızlı kan kayıpları oluşabilir.

Ek olarak, düz kas hücrelerindeki biokemikal dengesizlikler de spazmlara sebebiyet verebilir ki kalbe giden kan akışını kesmede pıhtılar kadar etkili olabilir.

Nihayet aritmiler, yani kalbim kan pompalama mekanizmasındaki bozukluklar, kan akışını kesebilir ve kalp kaslarının oksijen açlığına veya kalbin tamamen durmasına (kardiyak arrest) sebebiyet verebilir. Bunların da birçok farklı sebebi vardır.

Bazı mikrop, virüs ve bakterilerin kalp hastalıklarına sebebiyet verdiği de bulunmuştur. Oysa ki bu mikrop ve virüsler insanoğluyla yaşıt. Peki niye durduk yere son yüzyıl içinde yükselen oranlarda kalp hastalıklarına sebebiyet vermeye başladılar? Çünkü mikropların kendisinden ziyade bağışıklık sisteminin zayıflığı sorun oluyor. Sağlıklı bir bağışıklık sisteminde başta A ve C vitaminleri olmak üzere birçok vitamin ve mineral bol miktarda bulunur.

Ama azalan yağ tüketimi ile hayvansal kaynaklı A vitamini alınamaz oldu. Ayrıca yine hayvansal kaynaklı olan palmitoleik asit de alınamaz oldu ki mikroplara karşı çok güçlü bir savunma sağlar. Tereyağ (kaymak) ve hindistancevizi yağında benzer özellikler içeren yağ asitleri bulunur.

Tiroid yetersizliği de kalp hastalığı riskini arttırır ama hormon takviyeleri malesef vücudun kendisinin ürettiğinin yerini tutmaz ve kalp hastalığı riskini düşürmez. Tiroid iyot seviyesine bağlı olduğu kadar A vitaminine de bağlıdır. Tiroid yetersizliği olanlar bitkilerdeki keroteni A vitaminine çeviremez, o yüzden de hayvansal kaynaklardan alınması gereklidir. Ama bu hastalara kalp hastalığı riski taşıdıkları için malesef ki az yağlı diyet önerilir.

Bir sonraki yazıda risk faktörlerine değineceğim.