Alkali ya da pH Diyetleri

Çoğunuz “alkali diyeti”ni ya da “ph dieti”ni duymuşsunuzdur. Her ne kadar brkaç versiyonu olsa da ana mantığı şudur: “Gıdalar sindirildikten sonra geride bir nevi “kül” kalır ve bu kül asidik veya alkali olabilir. (alkali pH derecesi baz olan demektir)

Bu teoriye göre, asitliden ziyade alkali yiyecek yemeliyiz ki vücudumuzda alkali ağırlıklı kül oluşsun. Böylece de  hastalıklardan korunmuş olacağız çünkü asit yükü bizi kanserden osteoporoza kadar bir çok hastalığa açık kılar. Alkali ağırlıklı beslenildiğinden emin olmak için de idrarın ve tükürüğün pH test kağıtlarıyla sürekli ölçümlenmesi tavsiye edilir.

Bu teoriyi parçalamadan önce, bazı konuları netleştirmek lazım:

Yediklerimizden arda asidik veya alkali kül kalır. Külün asidik mi alkali mi olduğu, içindekilerle anlaşılır. Fosfat ve sülfür gibi asit oluşturan bileşenler varsa asidik olur, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi bileşenler varsa alkali olur. Genel olarak hayvansal ürünler ve tahıllar asit oluştururken, meyve ve sebzeler alkali oluşturur. Saf yağlar, şeker ve nişastalar nötrdür çünkü protein, sülfür ya da mineral içermezler.

Yediklerimizin idrarımızın pH derecesini etkilediği de doğrudur. Eğer kahvaltıda yeşil bir smoothie içerseniz, yumurta ve sucuk yiyen birinden daha alkali olacaktır idrarınız.

Ayrıca idrarın pH’ını ölçmek çok kolay olduğundan, bu diyete göre gelişiminizi kanıtlarla takip etmek çok kolaydır. Ama sorun şudur ki, idrarın pH’ı tüm vücudun pH’ını yansıtmadığı gibi genel sağlığa dair de iyi bir gösterge değildir.

Yediklerimiz Kanımızın pH’ını Etkilemez

Alkali diyet savunucuları asidik diyetin zararlarını ortaya koyan birçok teori ortaya sürmüşlerdir. En büyük teori de yediklerimiz ile kanımızın pH’ını değiştirebileceğimiz ve asidik kanın hastalıklara yol açarken alkali kanın hastalıkları önlediği iddiasıdır. Hoş, yüksek miktarda sodyum bikarbonat (karbonat) tüketirseniz, geçici olarak kanınızın pH derecesini yükseltebilirsiniz ama bunu sindirim sistemini sıkıntıya sokmadan yapamazsınız. Öte yandan bazı hastalıklar esnasında gerçekten kan daha asidik olur ama o hastalıklar esnasında salata ya da köfte yemeniz sonucu değiştirmeyecektir. Yani ne yerseniz yiyin, idrarınızın pH’ı 7.4 civarında olacaktır.

Alkali diyetçilerin önemle üstünde durdukları bir nokta da kemik sağlığıdır. İddialarına göre kan pH’ını sabit tutabilmek için, vücut kemiklerden mineralleri çekerek beslenmeden kaynaklanan kandaki fazla asidi nötralize eder. Buna göre de asit açısından artıda olan beslenme ile demineralizasyon ve osteoporoz oluşur.

Bu konuyu derinleştirmeden önce böbreklere bakmak istiyorum:

Kanın pH’ değerini kemikler değil böbrekler ayarlar.

Alkali diyet savunucuları malesef böbreklerin kan pH’ının ayarlanmasında oynadığı hayati görevi tamamen ihmal eder. Oysa ki böbrekler “asit külü” ile başa çıkacak donanımdadır. Protein gibi asitli gıdalar yediğimizde, kandaki bikarbonat iyonları ile tepkimeye girer. Bu tepkimenin sonucunda carbon dioksit üretilir ki bu da akciğerlerle ve böbreklerin ürettikleri tuzlarla vücuttan atılır.  Atım işlemi esnasında böbrekler “yeni” bikarbonat iyonları üretir ve asidi dengelemek için kullanılan bikarbonatın yerine geçmek üzere kana salınır. Bu döngü sayesinde vücut kanın bikarbonat seviyesini dengede tutar ve kemiklerin olaya herhangi bir katkısına gerek kalmaz.

Ama diyelim ki böbreklerimiz görevini yapamıyor ya da günümüz beslenmesinin yükünü kaldıramıyor. Bu durumda da kemiklerin mineral kaynağı olarak kullanıldığını gösteren bir kanıt yoktur.

İlk bakışta, yüksek asitli diyetlerle beslenenlerin genellikle idrarında kalsiyum görüldüğü için kemik iddiası mantıklı gelir. Ama kalsiyum dengesine bakıldığında (yenilen ve tüketim farkı), asitli beslenmenin kalsiyum dengesine olumsuz etkisi olmadığı görülmektedir.

Bazı araştırmalarda da fazla asidi dengelemek için alınan potasyum tuzlarının kemik sağlığına iyi geldiği görülerek iddialar desteklenmiştir. Ama sorun şudur ki, bu sonuçlar desteğin alındığı ilk haftalarda olup, uzun vadede herhangi bir fayda yaratmamaktadır.

Yetmezmiş gibi, yüksek protein ve fosfat alımının asitler yüzünden kemiklere zararlı olduğu iddia edilse de, birçok çalışmada protein ve fosfatı arttırmanın kalsiyum metabolizmasını ve kemikleri olumlu etkilediği görülmüştür.

Sonuç

Yani ne teoride ne araştırmalarda malesef desteklenmemektir iddiaları.

Elbette alkali diyetine geçip sağlıklarında düzelme olanlar olacaktır ama bunun genelde pH ile pek de bir alakası yoktur.

  • Taze meyve-sebze tüketmenin kötü bir karar olduğunu kimse iddia edemez.
  • Alkali diyete geçiş yapanlar tahıl tüketimini oldukça azaltırlar. Dolayısıyla glutenin etkilerinden kurtulurlar ki tekrar saymayım ne kadar büyük bir kabus olduğunu.
  • Süt ürünleri de olduk.a azaltılır ki süt ürünlerine hassas birçok bünyede mucizeler yaratır.
  • Her ne kadar saf şeker asit oluşturmasa da, birçok kişi oluşturduğunu iddia eder ve alkali diyetler standart beslenmeye göre çok daha az şeker içerirler.

Yani uzuuuun lafın kısası, eğer böbreklerinizde ciddi bir problem yoksa, yediklerim asidik mi diye kaygılanmanıza hiç gerek yok.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Paleo and tagged , . Bookmark the permalink.

6 Responses to Alkali ya da pH Diyetleri

  1. gorkem says:

    sukurler olsun bu konuda biri yazdi artik..bu trendlerin cikis yolu hep ayni..los angelesda yasam kocu(!), new age ci selebritiler 20 metrekare mutfaklarinda yok smoothie sikacagi, dehidrator, spirulinalar, algler, bi tarafta desen cimlenen otlar vs genclik ve guzellik arayip satiyorlar..tabi ki dediklerinde bir yanlislik yok soylediginiz gibi ama su yorumlara da cok rastladim sosyal medyada: ‘alkali beslenmeye gectim, 1 aydir 5ten sonra yemiyorum, kilo verdim (cok ilginc,mucize olmali)’ ..bakin ben paleocu ya da alkalici degilim, yalniz Allah askina ne seciyorsak aklimizi kullanalim!! bir de buyuk hanim teyzelerin dedigi gibi: “kendini cok dinlemeyeceksin”..oyle her sabah tuvalette idrarini olc, ottan copten baska bisey yeme, bilemiyorum bana cok zorlama geliyor, vucut dedigimiz sey bundan daha akilli olmali..sacma gelicek belki ama vucudumun kendi akli yok mu diye dusunuyorum bazen:)
    bir de son olarak, isim vermeyecegim (turk ya da yabanci) cilt sarkmamasi ve guzelligi icin alkaliyi savunan bir hanimin senede 1 yuzunu gerdirdigini ogrendim de (cok yasa google advanced) isyanim biraz da bundandir.:)
    iyi gunler dilerim

  2. gorkem says:

    bir onceki yorumumun sonunda sanki birini sucluyormusum gibi oldugundan icim rahat etmedi ve demek istedigimi aciklamak istiyorum: zaten butcesi kisitli insanlara umut satip alkali damlalari, en son model meyve sikacaklari aldirip (cunku modeli de farkediyormus), gunde galon galon karbonatli su icirip, kendi estetikli halini bu diyetin sonucu gibi sunmak bana gore vebaldir, ticari amac icin yanlis yonlendirmektir. insanlarin son 3 kurusunu bir umut ugruna bunlara yatirdigini gormek icimi acitiyor, ve inanin biraz arastirsaniz oyle boyle degil bunlara ne paralar harciyor insanlar, sasarsiniz:(
    tekrar iyi gunler ..

  3. hatice says:

    Merhaba oncelikle siteniz cok bilgilendirici.Benim merak ettigim kisimda arkadasin yazdigi gibi cimlendirme spirulina ve sebze sulari.Paleoda baklagil pek onerilmiyor ama cimlenince yesillik oldugu icin zararlari ortadan kalkiyor mu yenilecekse bu sekilde yenilebilir mi?Son olarak spirulina asrin gidasi nasa nin kullandigi besin deniliyor cogu vitamini mineralu barindiriyor ayrica %60 i protein.Sebze sulari da gun icinde yeterli miktarda sebze alamiyoruz denilerek oneriliyor.Cok soru sordum ama paleo diyetinde bunlarin yeri ne merak ettim sizin bu konuda arastirmalariniza guvenerek sorayim dedim.

    • Ozlem says:

      Çimlendirme – Ben şahsen birkaç kez denedim ama benim için çok angarya. Günlerce ortalıkla çimlendirmek için birşeylerle uğraşmak zorunda kalmak benim tarzım değil. Hep diyorum, yemek yapmayı hiç sevmiyorum, o yüzden pratiklik benim için çok önemli.
      Spirulina – Yakın bir arkadaşımın doktora konusuydu ve hala net değildi. Başka bir arkadaşım ise kullandığında kendindeki sonuçlardan çok memnun. Benim kişisel olarak hap kullanmayı sevmediğimden, ne kadar az o kadar iyi mantığıyla bulaşmadım hiç. Çok merak ediyorsanız, sizdeki etkilerine bakın bence. Bakalım sizde etkisi nasıl olacak?
      Sebze suları – Valla neden yeterince sebze alınmadığını düşünüyorsunuz ki? İstiyorsanız elbette tüketin, ben sık sık sebzelerden çorba yaparım kendime mesela. Ama ideali hazır sebze suları yerine kendinizin hazırlayacağı suları tüketmek olmalıdır.

  4. hatice says:

    Ya aradan 1 yil gecmis umarim cevap verirsiniz bu konularda kafam cok karsti

Bir Cevap Yazın