“Diyet değil, hayat biçiminizi değiştirin”

Nasıl da nefret ederdim bu cümleden. Çünkü dedikleri tüm değişiklikleri yapmış olmama rağmen, bende bir değişiklik yoktu. Hatta tam tersine, kilomu korumak için aç dolaşmam gerekiyordu. Teknik olarak, hayat biçimimi değiştirmiş oluyordum öte yandan, artık aç dolaştığım bir hayatım vardı :)

Şimdi komik bir şekilde, paleo’ya dair ben de kendimi aynı şeyi söylerken buluyorum. Ama diyet ve egzersiz çok önemli olsa da, iş hayat biçimine geçirmeye geldiğinde nelere en çok önem veriyorum dediğimde 3 başlık geliyor aklıma: UYKU, STRES ve GÜN IŞIĞI

UYKU

Uyku bir nevi ölüm falan değildir. Aksine yenilenme zamanıdır. Vücudun kendi kendini tamir zamanı.

Eğer uyandığınızda tazelenmiş ve günü karşılamaya hazır uyanıyorsanız ne ala. Ama birçoğumuz ayılmak için kahveye ihtiyaç duyup, işyerinde esneyip, akşam tv başında geç saatlere kadar oturup hatta yatağa laptoplarla bile giriliyor.

Oysa ki çok da eski olmayan geçmişte geceleri mum ışığında oturulurken, gece yarılarına kadar oturmazdı insanlar.

Genlerimiz kesinlikle karanlık olduğunda yapay aydınlatmalarla, tv ve internet başında uyanık kalacak şekilde gelişmemiş. O yüzden de, az ya da yetersiz uyuduğumuzda şunlar olur:

İnsülin hassasiyetimiz azalır, karbonhidratlara toleransımızı ve yağ yakma kapasitemizi azaltır, kilo vermemiz zorlaşır

  • Depresyon riskimiz artar
  • Testesteron (genel sağlık için önemlidir) ve büyüme hormonu (yağ yakar ve hücresel yenilenmeyi sağlar) gibi genelde uykuda salgılanan hormonlar kesintiye uğrar.
  • Oysa güzelce uyuduğumuzda
  • Yağlarımız eriyiverir, korbonhidrat toleransı artar.
  • Egzersiz performansı artar.
  • Bağışıklık sistemi en iyi uykuda çalışır. Virüs ve enfeksiyonlara direnç artar.
  • Beyin daha iyi çalışır. Hafıza ve problem çözme yeteneği artar.

Uyku asla vakit kaybı değildir. Aksine çok değerlidir. O yüzden yeterli uyku (çoğu insan için 8 saat) alın.

STRES

Bundan 20.000 yıl önce hayattaki stres herhalde bir aslanla karşı karşıya kalındığı andı, ya da ağaca tırmanırken dalın kırılması falan. Bu tip streslerin günümüzdekilerden farkı sürekliliği olmaması ama şiddetinin gerçekten yüksek olması.

Oysa günümüzde sürekli ufak şiddette bir strese hepimiz maruz kalıyoruz. Trafik yeter bunun için. İşyerindeki stres ise tuzu biberi zaten. Ama bünye buna göre üretilmemiş ki. Böbrek üstü bezlerimiz stresin kaynağı trafik mi yoksa kaplanın pençesi mi ayırt edemez ve aynı tepkileri verir. Ölüm-kalım meselelerinde çok değerli olan stres tepkileri 2 saatlik trafik çilesinde zarar verici hal alır.

Neyse ki trafiğe, işyeri stresine karşı elimiz kolumuz tamamen bağlı değil. Doğru beslenme, yeterli uyku, egzersiz ve de 1-2 akıllı besin takviyesi ile kendimize bir kalkan oluşturabiliriz.

GÜNIŞIĞI

Yıllar yılı güneşten nasıl da korkutulduk. Gölgede kalın, mecbur değilseniz güneşe çıkmayın. Olabiliyorsanız vampir olun, sabah 10’dan akşamüstü 4’e kadar zinhar güneşe çıkmayın dendi. En yüksek koruma derecelerini aradık ki değerli cildimizi UV ışınlardan koruyalım diye.

E iyi de, atalarımız ne sürüyolardı UV ışınlardan korunmak için? Tüm gün masa başı işlerde de değillerdi zaten. Paso açık havadaydılar. Bu yüzden de günışığına ihtiyaç duyacak şekilde geliştik.

UVB (hani en kötü olanı) ışınları kolesterol ile biraraya gelerek D vitamini oluşturur. D vitamini aslında vitamin olmayıp vücutta hormon gibi işlevi vardır, birçok organı, dokuyu ve işleyişi etkiler:

  • Kemik mineralizasyonu için önemlidir. D vitamini olmadan, kalsiyum ve magnezyum gibi temel yapı bloklarıyla hiçbirşey yapamaz.
  • İnsülin hassasiyetini arttırır ve yağ kaybını artırır.
  • Testesteron üretimi için gereklidir.
  • Dişlerin çürümesini engeller.
  • Bağışıklık sisteminin çalışabilmesi için gereklidir.
  • Sistemik enflemasyonu azaltır.
  • Çoğu kanser tipine karşı koruyucudur.

Güneşten korkmayın. Eğer uzun zamandır çok güneşe çıkmamışsanız, alıştıra alıştıra, yavaş yavaş güneşe çıkmaya başlayın, ta ki her gün 30 dakika gün ışığı alana dek. Hayır, koruyucu sürmeden.

Eğer bugünlerde olduğu gibi günışı alma imkanı olmadığı durumlarda da mutlaka D3 alın. Güneşin yerini tutmasa da, hiç almamaktan kat be kat iyidir.

Gerçekten yaşama biçiminizi değiştirmek için gerçekten yaşama biçiminizi değiştirin. Sadece diyet ve spor yeterli gelmeyecektir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Paleo and tagged , , , , . Bookmark the permalink.

One Response to “Diyet değil, hayat biçiminizi değiştirin”

  1. çakıl says:

    Çok güzel bir yazı olmuş, zevkle okudum… Bana en üzücü geleni, bu koşturmacaya zorla çocukları da adapte ediyor olmamız. Daha güneş doğmadan, sabahın köründe çocukları yatağından kaldırıp uykulu uykulu okula gönderiyoruz. Büyüme hormonu ise, ancak uykuda çalışıyor. Ben 7-8 saat kuralına inanmıyorum; bence kışın insanların uykuya daha fazla ihtiyacı var. Yani çocuklar istediği kadar 10’da yatağa girsin, sabah uyandıkları saat de çok önemli. Vücut saati bu tempoya uyum sağlamakta çok zorlanıyor bence. Kahve çay bağımlılığı bunlara en güzel örnek. Hep bir tür yapay yolla kendimizi “ayıltmaya” zorluyoruz. Halbuki vücut “bırak beni, uyumak istiyorum, buna ihtiyacım var kahveye değil” sinyali veriyor.

Bir Cevap Yazın