Tahılları Neden Yememeliyiz? (Genişletilmiş Versiyon)

Bir önceki yazıda kısaca bahsetmiştim. Bu yazıda da meraklılarına detay vermek istedim.

Lektinler:

Tahıllarda birkaç farklı çeşit proteinden biri lektin. Belli moleküllere yapışırlar ve biyolojik sistemlerde tanıma rolünü üstlenirler.

Buğday ruşeymi aglutinin (BRA) üzerinden anlatacağım. Kendisi en kötü lektinlerden biri ama en fazla araştırılmış olanı. Zaten BRA (ya da benzer moleküller) tüm tahıllarda var. Peki ne dertler yaratıyor bize?

1. Normal sindirim sürecinde parçalanamıyorlar. Bunun sonucunda bağırsaklar büyük ve bozulmamış proteinlere maruz kalırlar. Oysa ki proteinlerin büyük kısmı normal sindirim sürecinde parçalanırlar. Tahıllar protein parçalayan enzimlerin işlevini durdururlar ki bunun sonucunda lektinlerin sindirimi tamamen imkansız hale gelir. Proteinin parçalanamaması birçok problem doğurur.

2. Bağırsak boşluğundaki reseptörlere (almaç) yapışırlar ve bozulmadan bağırsak duvarından geçerler.

3. Bu büyük, bozulmamış protein moleküllerini vücut bakteri, virüs ya da parazit gibi istilacı olarak algılar. Bu arada bağırsak duvarı da hasar gördüğünden diğer proteinler de vücuda geçiş yapar. Sorun şudur ki, bağışıklık sistemimiz tüm bu yabancı proteinlere saldırır ve onlara karşı antimadde üretir. Bu antimaddeler bu yabancı proteinlerin şekline göre özel üretilir ve maaleseftir ki genelde vücudumuzu oluşturan proteinlere çok benzerler, genelde de pankreasımızdakilere ve beynimizdekilere.

Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz BRA’lara saldırırken aynı zamanda pankreasımıza da saldırır, hem de insülin üretim merkezine. Bunun sonucunda tip 1 diyabet olursunuz. Yok pankreasa değil de beyinde miyelin kılıfa saldırırsa multipl skleroz olursunuz.

Çölyak

Hepimiz duyduk artık çölyak hastalığını. Glütenin yol açtığı bir bağışıklık sistemi hastalığı. Glüten de buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan bir başka protein. Çölyakın oluşmasına da lektinler sebebiyet veriyor ve çölyak hastalarında rometoid artirit, lupus, multipl skleroz, ve diğer bağışıklık sistemi hastalıkları çok da büyük oranlarda görülüyor.

BRA ve diğer lektinler transglütaminas enzimi üzerinde etkilidirler. Trans ne?? Vücudumuzu oluşturan her türlü proteini düzenleyen enzim demek daha uzun, o yüzden transglütaminas ya da kısaca TG. Peki lektinler TG’de problem yaratabiliyorsa ve TG de tüm vücudumuzu etkiliyorsa, lektinler vücudumuzda nereleri etkileyebilir? Evet, her yerimizi! Üreme sorunları, vitiligo, Huntington’s, Hashimoto’s tiroid, narkolepsi akla gelebilecek birkaçı en ciddilerinden.

Şimdi tekrar bağırsaklara kısa bir dönüş yapalım.

Hani demiştik ya bağırsak duvarından geçer bu BRA ve diğer lektinler. Bağırsak duvarının bu geçirgenliği ile yeterince sindirilmemiş gıdalar ve bağışıklık sistemimiz birleşince ortaya gıda alerjileri çıkar, hem de normalde hiç alerjan olmayan tavuk, elma gibi gıdalara bile.

Ek olarak, bağırsaklarınız hasarlandığında, normalde bağırsaklarınızın içinde kalacak birçok kimyasal da vücudunuza sızar. Bu da genelde  psikiyatrik problem olarak değerlendirilen kimyasal madde hassasiyetine yol açar.

(Sadece tahıllardaki lektinler değil, alkol, bakliyat ve süt ürünleri de benzer etki yaratabilir.)

Herşey yolunda olduğunda safra tuzları da katılır ince bağırsakta sindirime, özellikle de yağların sindiriminde son derece önemlidir safra tuzları. Ama bağırsak duvarı delindiğinde, safra kesesine mesaj gitmez ve üretimi durur. Üretim durunca orda yavaş yavaş safra taşları oluşur ki madendeki kanaryaya benzetebiliriz safra taşlarını. Hele safra kesesi alınanlar büyük ihtimalle tanı konmamış çölyak hastalarıdır ve geri planda daha birçok hastalık yatmaktadır.

Neyse safra tuzları olmayınca sindirim tamamlanmaz ve tokluk hissi oluşmaz ve sürekli aç hissederiz kendimizi. Açlıkla sürekli canımız birşeyler çeker, genelde de tahıllı ve şekerli şeyleri ki sorunu zaten bunlar başlatırlar.

Ayrıca yağları sindiremeyince, yağda eriyen A, D ve K vitaminleri ile de vedalaşabiliriz.

Karnınıza hala ağrılar girmediyse durun, daha fitatlar var :)

Fitat

Fitatlar tahıl ve tohumlarda bulunuyor ve metal iyonlarına (kalsiyum, magnezyum, demir, çinko gibi) bağlanırlar. Bu ne anlama geliyor? Bu metallerin bağlanıp sindirime katılamadığı anlamına elbette. Hani bir türlü iyileşmeyen kansızlığınız ve yorgunluğunuz, kalp rahatsızlıklarınız falan hep bu metallerin eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir.

Şimdi içinizden bazıları tamam ama ben hayatım boyunca tahılları yedim, fitim ve son derece sağlıklıyım diyebilirsiniz. Büyük ihtimalle yanılıyorsunuz. Size tek diyebileceğim, geçen yıl bu zamanlar ben de sizlerden biriydim ve semptomları ayırt edemiyordum. Yapabileceğiniz en akıllıca şey, 1 ay boyunca tahıl, bakliyat ve süt ürünlerini kesmek ve sonra teker teker bunları ekleyerek denemek olacaktır ki gerçekten ne kadar sorun yaşıyorsunuz görülebilsin.

Bu başlığı bakliyatlar için tekrar baştan okuyabilirsiniz. Çünkü yazılacaklar üç aşağı beş yukarı aynı şeyler olacak.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Paleo and tagged , , , , , , , . Bookmark the permalink.

99 Responses to Tahılları Neden Yememeliyiz? (Genişletilmiş Versiyon)

  1. rachel says:

    İnsanların yemesi için dünyanın her yerinde binyıllardır varolan ve kullanılan, Tanrının insanlara bahşettiği yiyecekler olan tahılların bu derece zararlı olması üretim şekillerinden mi kaynaklanıyor yoksa yaşam biçimimize göre fazla olmasından mı? Doğal olan bir şeyin meyveler de dahil zararlı olmasını aklım almıyor.

  2. çakıl says:

    1 ay kesilip sonra tekrar yemeyi denediğimizde olan şey, aslında vücudun artık “nasıl olsa bu besin uzun zamandır vücuda gelmiyor, ben de enzim salgılamasam olur” demesinden kaynaklanıyor. Uzun süre bunları hiç yememek, hassasiyeti artırıyor yani. Ama şu var ki, sabah akşam ekmek, poğaça, makarna, pizza, tost, sandviç ve dürümle yaşamanın vücuda verdiği zararla kıyaslandığında, varsın enzim salgılamayıversin vücut diyorum…

  3. Caner says:

    Benim iki sorum olacak:
    1) Her ogunde pilav, noodle gibi seyler yiyen Asyalilar’da bu saydiginiz sorunlar oluyor mu?

    2) Madem bu kadar zararlilar, neden bundan haberimiz yok? Neden butun saglik dergileri, doktorlar vs. bize bulgur, kahverengi pirinc, tahil urunleri tuketmemizi soyluyor?

    • Ozlem says:

      1) İlk olarak pirinçte ne gluten var ne de BRA. O yüzden tüm tahılların içinde yenilebilecek en doğrusu pilav. Bunun dışında, Asyalıların temel besinlerinin pirinç, noodle olması aslında bir batılı yanılsaması. Pirinç çok küçük miktarda ve tabağı sıyırmak için kullanılıyor daha çok, ana yemek değil. Fakirlerin daha fazla tükettiği ürün ki fakirlerle halkın kalanı arasında ciddi boy farkı ve sağlık sorunları var. Son yüzyılda artan tüketimle birlikte oralarda da sorunlar ciddi oranda arttı. Bir de unutulmaması gereken, pirinç dışında şeker dahil tüketimlerinin olmaması.
      Ben de kaçamak yapacağım zaman gluteni mutlaka önlemeye dikkat ediyorum ve ekmek yerine dolma ile yapıyorum kaçamağımı, sonrasında sıkıntı verse de yerken daha keyifli kesinlikle.

      2) Benim gibi paleo akımındakiler zararları anlatıyor ama genel medyayı ve de araştırmaları destekleyenler maalesef hep büyük gıda şirketleri ve tahıllar çok güzel ambalajlanıyor. Mesela İtalya’da durum o kadar kötü ki artık her doğan çocuğa çölyak testi yapılıyor ve devlet çölyak hastalarını glutensiz spagetti konusunda sübvanse ediyor ama kimse sormuyor, sorun bu ürünleri artık aşırı tüketmemizden kaynaklanıyor olabilir mi? Yine geleneksel beslenmemize dönsek daha iyi olmaz mı sorusu sorulmuyor?

  4. tuna erdemir says:

    ben aslen şunu merak ediyorum:
    buğday bir doğa ürünü değil mi doğrudan?KArbonhidratları yemişler dışında tuketmiyorum uzun zamandır ancak; yazıya paralel olarak şunu sormalıyım:
    Karbonidrat bu kadar zararlı ise ve biz doğa kaynaklı beslenelim diyorsak, buğday neden yüz hatta bin yıllardır var?? Bu durumda sadece doğal olanları da elememiz gerekiyor sonucuna ulaşıyoruz cunku.

    • Ozlem says:

      O sonuca nasıl ulaştığınızı bilmiyorum ama buğday tarım ürünü, yani insanın müdahalesi olmasa bu çapta buğday yetişmeyecekti doğada kendiliğinden. Yani yüzbinlerce yıldır insan var ama buğday üretimi son 10.000 yıldır var.

      Öte yandan doğal her zaman faydalı değil. Nihayetinde marihuana da doğal bir bitki ama faydası/zararı tartışılır.

      Besinleri doğal tüketmek önemli elbette ama daha da önemlisi doğamıza uygun besinleri tüketmek.

  5. Kenan Alpogan says:

    Kesinlike çok doğru bilgiler aktarmışsınız..Sizi tebrik ederim..Tahıllar gerçekten tam bir baş belası haline gelmiş durumda günümüzde..İnsan nüfusunun giderek artmasının yol açtığı ”besinsel kaynak sıkıntısı” yüzünden ve ekonomik sorunlardan ötürü ”insanların kısa sürede ve ucuz bir biçimde doyması” için tahıllara önem veriliyor devletler tarafından..

    Tahıllar tip-1 diyabet,çölyak,multiple skleroz vb gibi otoimmun hastalıklar ile lösemi ve lenfoma gibi hematolojik kanserlerde karşımıza ”potent bir risk faktörü” olarak çıkıyor..Vücudumuza o denli zararları varki burada yazsam sitede yer kalmaz..

    Prof.Dr. Ahmet Aydın hocamız da bu konuya değinmişti..

    Taş Devri Diyeti’ni anlamak için ise evrim sürecini çok iyi bilmek gerekiyor..Maalesef insanlar ”ağızlarından girip bağırsaklarından çıkan her ürünü” besin sanıyorlar ve herşeyi tüketebileceklerini sanıyorlar..Bu tamamen yanlıştır..Bizler birer primat türüyüz ve primatların anatomik ve genetik yapısına uygun düşecek şekilde beslenmeliyiz..Biz kanarya değiliz..Tahıl bize faydalı değil zararlıdır..

  6. Pingback: Paleo ve Osteoporoz | Paleo Cafe – Taş Devri Diyeti ile Hizmetinizde!

  7. Pingback: Hipotiroidi ve Haşimoto | Paleo Cafe – Taş Devri Diyeti ile Hizmetinizde!

  8. gül says:

    Öncelikle bir gıda mühendisi öğrencisi olarak burada yazılan çoğu şeyin asılsız ve yanlış olduğunu söyleyebilirim. İlk olarak tahılların özellikle tam tahıllı ürünlerin sayısız faydaları vardır. Tahıllar kanserojen maddelerin vücuttan atılmasını hızlandırır. Özellikle bağırsaklara iyi geldiği ve bağırsak kanserini ve mide kanserini önlediği son zamanlardaki çalışmalarla kanıtlanmıştır. Tabi burada sözünü ettiğim herhangi bir genetik müdahaleye uğramamış tam tahıllar.( Tahılları kesinlikle lifçe zengin tam tahıllı ürünler olarak tüketmek gerekiyor.)
    İkincisi, gluten sadece buğdayda ve az miktarda da çavdarda bulunan bir proteindir. Hamurun kabarmasını sağlayan yani ekmeğe ekmek özelliğini kazandıran bir proteindir. Glüten olmadan glutensiz un ile yapılan ekmeklerde bu kabarma sağlanamayacağı için glutensiz unlara çeşitli kimyasal kabartıcılar katılır. Bu kimyasal kabartıcılar doğal bir protein olan glüten den daha mı yararlı?
    Üçüncüsü çölyak hastalığına gluten ve tahıllar neden olmaz. Çölyak hastalığı nedeni tam olarak bilinmeyen genetik bir hastalıktır. Kişinin genleriyle alakalıdır. Çölyak hastalığı olan kişilerde gluten bağırsaklardaki besin emilimini sağlayan villuslara zarar verir ve kişinin tükettiği tüm besinlerden besin alamamasına neden olur. Bu nedenle bu kişiler glutenli ürünleri tüketemezler. Gluten tüketmenin bu hastalığa neden olduğunu söylemek laktoz alerjisine sütün neden olduğunu söylemek gibi bir şey .(bilindiği gibi laktoz alerjisi de genetik bir hastalıktır ve bu kişiler süt ve ürünlerini tüketemezler.) Glutensiz un ve glutensiz ürünlerin üretimi de çölyak hastaları içindir. Gluten zararlı olduğu için değil. Gluten hassasiyeti olan kişiler dışında glutenin hiçbir zararı yoktur.
    Dördüncüsü yanlış anlamadıysam 10000 yıl öncesine kadar tahıllar yoktu denmiş. Bu şaka gibi bir şey. İlk insanlar bile buğdayı taşlar arasında ezerek un haline getirmişlerdir. Bulunan ilk el değirmeninin M.Ö. 200 lü yıllarda kullanıldığı belirlenmiştir. Yine M.Ö. 1. Yüzyılın sonlarına doğru Romalılar tarafından su değirmenlerinden faydalanılarak un değirmenciliği yapıldığı belirlenmiştir.
    Son olarak pirincin en yararlı tahıl olduğu söylenmiş. Ebetteki pirinç de oldukça yararlı ve faydalı bir tahıl. Fakat Amerika’da yapılan çalışmalarda pirinçte arsenik bulunduğu ve hamile kadınlarda bebeğe zarar verebileceği açıklanmıştır. Uzmanlarda pirinç pilavı yerine ondan daha faydalı olan ve zengin bir folik asit kaynağı olan bulgur pilavının tüketilmesini tavsiye ederler.
    İnsanları bu şekilde yönlendirmek, tahılların çok zararlı olduğunu söylemek doğru değil. Geçen televizyonda profesör olduğunu söyleyen ve süt şekeri olan laktozdan enzim olarak bahseden biri sütün ne kadar zararlı olduğunu anlatıyordu. Her şeyin fazlası zararlı olabilir ve her gıdanın faydalı olduğu noktalar, zararlı olduğu noktalar vardır. Bu özellikle kişiden kişiye değişir. Siz bir ay boyunca tahıl ve süt ürünleri tüketmeyerek daha rahat ve sağlıklı olduğunu hissediyorsanız bu ya psikolojiktir, ya da sizin bünyenizin de hafif te olsa bu gıdalara hassasiyeti vardır. Ama bu her insan için geçerli değildir özellikle kadınlara kemik erimesi hastalığı için bol bol süt ve ürünleri tüketmeleri tavsiye edilirken, süt ürünlerini tüketmeyin demek doğru değil. En iyi yapılabilecek şey bu ürünlere karşı bir hassasiyetiniz olduğu düşünüyorsanız bir doktora görünün. Doktorlarda gerekli tetkikleri ya da diyet yöntemlerini uygulayarak en iyi beslenme stilinizi size söyler.
    Şuna emin olabilirsiniz ki tahıllar ve süt tükettiğimiz gıdalar içinde en masum olanlarıdır. Tabi her gıda gibi en doğal halleriyle. Yediğimiz ürünlerde o kadar kimyasallar, katkı maddeleri var ki ve ülkemizde bunların sınırlandırılmaları ve kontrolleri o kadar özensiz ki, tahıllarla savaşmak yerine bunlarla savaşmak daha doğru olur. Özellikle son zamanlarda yaşamımıza girmiş gdo lu ürünlere değinmiyorum bile.

    • Ozlem says:

      Bu yorumda da benim çok itirazım var haliyle :)
      Tahıl almadan kansorejen maddeleri atmak için daha iyi bir kaynak var: yağlar
      Başta, gluten sadece buğdayda ve çavdarda yok malesef. Ve ben asla glutensiz ürünleri savunmadım, çünkü işlenmiş ürünlerin tamamından nefret ediyorum. Glutenden uzak durun demek, glutensiz ürün tüketin demek değil. Ekmek bulamıyorsanız, glutensiz ekmek yiyin asla demedim. Gerek yok, çıkarın hayattan olsun bitsin, nedir bu ekmek bağımlılığı?
      Ayrıca da glutenli gıdalara 1 ay ara verirseniz, aslında sizin de ne kadar hassasiyetiniz olduğunu göreceksiniz. Unutmayın, ben de eskiden “sağlıklı” buğday salataları yiyordum.
      Ee, MÖ 200 zaten 2200 yıl önce, bir 8000 yıl daha geriye gitmek lazım??
      Pirinç en yararlı tahıldır ama tahıllar kötüdür :) Bulgur ise, gerçekten usulüne göre yapılan bulgur bulabilirseniz lütfen haberdar edin. Ben köylü pazarlarında bile bulamadım. Şimdiki bulgurlar makarnanın bir türevi sadece…
      Ve 1 aylık sürenin sonunda kusura bakmayın ama sindirim sistemimin verdiği tepkiyi ve psikolojik etkiyi ayırt edebilir insanlar, bu yazdığınız insanları çok küçümsemek değil mi?
      Süt ürünleri de yarardan çok zarar getiriyorsa, gerçekten tüketilmeli mi?

      Ve hepsinden ötesi, tahıllarla savaşmıyorum sadece, işlenmiş hertürlü gıdayla. En önemli nokta evet, gerçekten budur.

    • Gül hanım, sizin de konunun matematiğine hakim olduğunuz söylenemez. Bu şekilde pek konuşmam ama konuya “asılsız ve yanlış” diyerek girdiğiniz, arkasından da ciddi bir kanıt sunmadığınız için böyle söylüyorum. Yazınızı “neler kaçırmışız, işte biri farklı bakıyor” diye heyecanlanarak okumaya başlarken, ardından da “çok klasik” diyerek devam etmek zorunda kaldım..

      Gluten ne kadar etkilidir tecrübe ile bilmiyorum, lakin önceden de sindirim sorunlarım yoktu, şimdi de yok, ama midemin ve bağırsaklarımın daha rahat olduğu söyleyebilirim. Öncelikle tahılla alacağım liften daha fazlasını sebzelerle alıyorum. Bu kısmı tamamen subjektifken, objektif olan birşey var ki: İNSÜLİN İNSANI BERBAT HİSSETTİRİR, hissetmek subjektif de olsa mekanizması da gayet iyi biliniyor bunun. Diğer bir nokta da yağlar değil ama karbonhidratlar kilo aldırır. Amaç lif almaksa, bu durumda gram karbonhidrat başına gram lif ve vitamin düşünülürse -proteini geçiyorum çünkü etlere göre eser sayılacak miktardalar-, tahıllar çok vahim durumdalar. Bu nedenle hayatımızda keyfin dışında bir varlık sebepleri yok. Taş devrinde de un yapıyorlarmış diyorsunuz da, elbette tahıl tanelerine bakılırsa yapıyorlardı. Ancak bu iddianızı 300gr ekmek için taşla un elde ederek bir sınayın. Ne kadar yorucu olduğunu ve doğada çok çaresiz kalmadıkça da tercih etmeyeceğinizi görürsünüz.. Kaldı ki geçmişi 10bin yıl değil, yalnızca homo sapiens olarak 200 bin yıla yakındır ortalıktayız, bunun büyük bir kısmı da derin bir buzçağında Afrika’da geçti. Tahıl birincil besinimiz olmaktan çok uzak, türevleri varsa bile nadir kullanılmış olabilir. Unutmayalım ki insanoğlu inanılmaz kırılgan ama bir o kadar da fırsatçı, farklı sorunlara farklı çözümler getirmesi sayesinde zayıf bedeniyle hayatta kaldı. Bahsettiğiniz taş devri tahılı da ancak bunun ufak bir örneği olabilir. Günde 300gr tahıl ürünü, yani 1 ekmek mi? Yabani tahılın verimsizliği ve zahmeti hesaba katılırsa heralde yılda ancak bu kadar yemiştir..

  9. Esra Ece says:

    işte bir yanlış daha:

    Dolayısıyla bağışıklık sistemimiz BRA’lara saldırırken aynı zamanda pankreasımıza da saldırır, hem de insülin üretim merkezine. Bunun sonucunda tip 1 diyabet olursunuz.

    tip 1 diyabet doğuşsaldır. sonradan oluşmaz. sonradan oluşan diyabete tip 2 diyabet denir.

  10. Pingback: 5 adımda daha sağlıklı yeni bir yıl | Paleo Cafe – Taş Devri Diyeti ile Hizmetinizde!

  11. merve says:

    bnm sebebi bulunamayan we geceeyen bı karın agrım oluyo ara ara,sebebı tahıllar olabılrımı=(çözemedimm

  12. Hakan says:

    Özlem Hanım’ın yukarıdaki yazısını okuduktan sonra gerçekten şaşırdım. Bu günlerde yaklaşık bir aydır ekmek,kek undan mamul ne varsa yemiyorum ama sebebi bu yazı değildi. Sadece kendimi dinledim. Sabahları kahvaltı yaptığımda “sağlıklı” kepli ekmeklerle, kendimi gün içinde şişmiş ve yorgun hissediyordum. Ancak sabahları biraz işe geç kalıp kavhaltı yapamadığım günlerde sadece iş yerinde içtiğim kahve ve bir meyveyle “çoğunlukla muz” güne başladığımda kendimi çok daha iyi hissettiğmi anladım ve yaklaşık bir aydır hayatımdan un ve undan tertip tüm mamullerini ve nişastalı şeyleri çıkarttım. Bu yazıyıda internette bu kahvaltı işini bide bu üç öğün saçmalığını kim içat etti derken tesadüfen buldum. Denemesi bedava bir ay değil bir hafta sabahları ekmeksiz peynirsiz reçelsiz sadece meyve ile kahvaltı yapın o bile çok şey değiştirecektir.

  13. Emrah says:

    Özlem Hanım merhaba,

    Gluten içerdiklerinden dolayı tüm tahıllardan ve bakliyatlardan uzak durulması gerektiğini söylüyorsunuz. Bunlara yulaf, mercimek, kuru fasulye, nohut ve baklayı da dahi ediyor musunuz ?

    Ayrıca sabahları kahvaltıda yulaf, ceviz, tarçın, muz ve balı sütle karıştırarak hazırladığım bir karışım yiyorum ve beni çok uzun süre tok tutuyor. Bunun yararı ya da zararıyla ilgili yorumunuzu rica ederim.

    • Ozlem says:

      Yulaf tahıldır, mercimek, kuru fasulye, nohut ve bakla da bakliyattır. O yüzden de dahiller.

      Sabah kahvaltınız da benim için çok yüksek oranda karbonhidrat içeren bir kahvaltı. Ben her öğünde protein-yağ karışımına ağırlık vermekten yanayım.

  14. ahmet selki says:

    peki, müsadenizle, kimse sormamış, sabırla okudum birisi sormuştur diye,

    peki biz ne yiyeceğiz ?? hani tamamen ekmek kesilse mantıklı, ama tahıl yok, e tamam desek, baklagil de yok, e o zaman sabah kahvaltıda, yumurta arası biftek mi yiyeceğiz ?? bari biri bir gün enler yenilebileceğini yazsa, biz de denesek ??

  15. can says:

    Özlem Hanım, yaklaşık 2 yıldır haftanın en az 4 günü sabah kahvaltım 1 sarılı 2 yumurta ve yarım kase yulaf. Her 3 ayda bir kolestrolümü açlık kan şekerimi ve vitamin eksikliğimin olup olmadığına bakarım. Açlık kan şekerim 90, demir ve vitamin eksikliğim yok. Size karşı çıkmıyorum fakat yorumlarınızı merak ediyorum. Amerikalı ve İsveçli birçok insanon vejetaryan oldukları için neredeyse hergün bakliyat yediklerini birebir gözlemledim. Sizi ben çok destekliyorum çünkü yaklaşık 12 gün 40 gr karbonhidrat ile dolayısıyla ketosisle yaşamışlığım var, nasıl bir zihinsel güç ve dirilikle yaşadığınızı biliyorum fakat yulafın bulgurun yani yavaş sindirilen complex karbonhidratların çok faydalı olduğu defalarca yazıldı çizildi kanıtlandı vesaire oldu. Yazınız haftada en az 4 gün yulaf yiyen ve haşlama yeşil mercimek ile nohutu film izlerken patlamış mısır misali yediğimden bu yazıma cevabınızı bekliyorum.

    saygılarım..

    • Ozlem says:

      Öncelikle ben ketosis ile yaşamıyorum. Site içinde birçok yerde belirttiğim gibi, ketosis bana tıbbi zorunluluklar yoksa çok kısıtlayıcı geliyor.

      Sorunuzun ne olduğunu çok fazla anladığımı söyleyemem ama ana akım medyada evet dediğiniz gibi sürekli kompleks karb.lara bir övgü var. Olmaması da imkansız çünkü kar marjı yüksek, ucuz ürünler. Ama uzun vadede özellikle vejetaryenler muhtelif sağlık problemleri ile uğraşıyorlar. En son tatilim esnasında et yememek için amino asit ve B12 almak zorunda kalan bir kadın ile tanıştım. Bu bile insanın doğasına aykırı bir beslenme biçimi olduğunu kanıtlamıyor mu?

      Isterseniz ayrıca China Study eleştirilerine bir göz atın: http://rawfoodsos.com/2010/07/07/the-china-study-fact-or-fallac/

  16. can says:

    Deminki yazıma ek olarak yüksek yağ ve protein diyetimi bırakışımın sebebini yazmak istiyorum. Yüksek yağ zannedersem saç diplerimdeki egzamaların sebebi, ayrıca bir rahatsızlık hissi de verdi kalorilerimin yüzde 60ını avokado fındık fıstık ceviz keten tohumu susam vs .. den almam. Siz de böyle bir etkisi var mı merak ediyorum

  17. can says:

    önerdiğiniz site için teşekkür ediyorum. yazma amacım bir soru yöneltmek değildi, yalnızca gerçekten sağlıklı olan bir takım besin gruplarını elememizi belirten bir internet sitesini garip karşıladım. bu siteleri okuyan ve etkilenen kişilere farklı bir bakış açısı olmaktı yazma amacım. bu şuanki yazım umarım sizin filtrenizden geçer ve sitede gözükür, öyle olursa burayı okuyan kişilere tıbbi referanslar gösteren siteleri ve yazıları takip etmelerini öneriyorum. eğer yazılarınızda referans göstermiş olsaydınız gerçekten bilginin ana kaynağına gider, düşüncelerimizi daha da berraklaştırırdık. yulafın ve bakliyatların besin değerleri ve kan şekerine olan etkisine kalbe iyi gelmesine, bağırsaklara yardımcı olmasına ve içerdikleri lifin önemine daha dikkatli bakılmasını öneriyorum. haklısınız ketosis zaten yaşam boyu tercih edilecek bir şey değil ve kilo verme amacı dışında zaten gereksiz hissettiriyor.

    saygılarımla..

    • Ozlem says:

      yazılarımda nadiren referans koyuyorum, onun dışında koymuyorum zira bu bir blog nihayetinde. referanslarla bezeyince çok bilimsel ve sıkıcı bir hal alıyor. hadi ben ya da siz bu şekilde okuyabilen insanlar olabilirsiniz ama çoğunluğa uygun düşmüyor.
      Bu yazıda da belirttiğim gibi, ben kendi okuduklarım ve de yaşadıklarım doğrultusunda tahıl ve bakliyatları hayatımdan çıkarttığım için çoook doğru bir hareket yaptığıma inanıyorum. isterseniz siz de 1 aylık bir deneme yapın ve sonra bunları diyetinize tekrar ekleyin. bakalım siz neler yaşayacaksınız?

  18. b says:

    merhaba,leangains i danismak istiyorum sana Ozlem.paleo dan istedigim randimani alamayaya basladim-yag yakma acisindan- bir sure fasting denemek istiyorum sonuclari gorebilmek icin. kompleks kh lara nasil bakiliyor onda,yeme sirasi nasil mesela,bana birkac cumlelik bir ozet gecebilirsen cok sevinecegim ve bcaa alimi cok mu onemlidir fasting icin? tesekkurler simdiden.

  19. b says:

    kafam karisti iyice.if te neden hiit onerilmiyor,protein tozuna neden gereksiz demis berkhan ve cheesecake ne alaka? :)

    • Ozlem says:

      IF’te neden hiit önerilmediğini bilmiyorum ama asıl yaklaşım minimal spor ile max etki almak. ağırlık çalışması (ki o da minimal) yapılmayan günlerde yürümek yeterli gelirken, neden ter atılacak şeyler yapmak istensin ki?
      Berkhan ve diğer herkesin dediği şudur: Proteini almanın ana yolu çiğneyerek, yani yemekten almaktır. Ama bir şekilde bu imkansız ise, elbette içilebilir. Cheesecake ise işin eğlence kısmı :)

  20. Özlem Hanım, bu durumda
    *Mİsutgaru tahıl ve baklagil,bitki karışımı vb yeterli beslenerek zayıflama ürünleri
    *Kefir, Peynir Suyu, Ayran, Darı Bozası
    vb hakkında neler söylersiniz?…

    • Ozlem says:

      Misutgari hiç duymadım ama tahıl ve baklagilli bir karışım hakkındaki düşüncelerim belli

      Kefir gibi fermente gıdalar çok çok faydalı olduğu kesin. Ama hep dediğim gibi Türk halkında laktoz intoleransı çok yaygın. Bu yüzden dikkatli olmak, hatta bir süre tüketmeyip, sonra teker teker bu ürünleri diyete ekleyip tepkileri ölçmek en akıllıca yöntem olacaktır.

      Darı bozasını da hiç duymadım ama sorun olmasa gerek, gluten içermeyen mısırın fermentasyonu faydalı olacaktır.

  21. Özlem Hanım, güzel cevabınız için çok teşekkür ederim.
    *Misutgaru Kore yapımı tokluk veren ve zayıflamaya yardımcı olan ekin,baklagil ve ot unu karışımı. Tıpkı bizim Salepli Süt, Bademli Süt içeceklerimiz gibi hazırlanıp içiliyormuş. Reklamlarda izliyorum.
    *Çimli Oğut (Uhut) Bozası, Darı Bozası, Kefir, Peynir Suyu ve Ayranda Süt Şekeri/ Laktoz az veya çok parçalandığından dolayı protein ce kalsiyum kaynağı olarak tavsiye edilebilir sanıyorum.
    *Kuş yemi olarak kullanılan Darının Bozasından bahsediyorum, mısırdan değil. “Söğütten oklava,darıdan baklava olmaz” derler. Buradan yola çıkarak darının hamur olarak değil,sıvı olarak tüketilebileceğini de çıkarabiliriz.
    Diyabet 2 hastası olarak uygun vakitlerinizde bunların kimyasal yapı ve etkilerini, ulaşabildiğiniz kaynaklardan araştırarak okuyucularınıza sunabilirseniz sevinirim.
    Bayramınız kutlu olsun…

    • Ozlem says:

      * Misutgaru – Öncelikle tokluk vermek ve zayıflamak için yardımcı birşeye ihtiyaç yok. Bunun için yemek yemek yeterli :) Ben baklagilli bir karışımdan uzak dururdum
      * Uhut, kefir, vs – Evet laktoz oldukça parçalanıyor ama denemeden bilinemez ne kadar hassas olduğumuz. Denemenin tek yolu ise 1 ay kesip, sonra diyete tekrar eklemek. Ezberden birşey demek imkansız, herkesin vereceği tepki farklıdır.
      * Darı bozası gerçekten ilk kez duyuyorum. Bir önceki maddeki soru zayıflamaya yardımcı ürünle ilgili olduğundan, zayıflamak isterken ben uzak dururdum bu üründen. Ama öyle bir kaygı yoksa, dediğim gibi, fermente ürünler candır. Bu arada bir diğer fermente ürün de şalgamdır.

      Size de iyi bayramlar dilerim.

  22. cns says:

    evet i.f hakkında hiç türkçe kaynak yok. keşke ayrıntılı şekilde yazsanız ne güzel olur. paleo ağırlık çalışması ve i.f bir arada nasıl yürütülecek. hangi takviyeler alınsa daha iyi olur. nasıl olacak. sabırsızlıkla bekliyorum

  23. aynur says:

    tahılları keselim hep protein yiyelim et yumurta tavuk… herkes bu şekilde beslenirse kaynaklar bunada yetmez… aslolan şudur ki az yemek ve karıştırmadan yemek(et ile süt ürünleri tahıl) sindirim zaten çok özel enzimler gerektiren ve insanın müthiş enerji tüketmesine neden olan birşey… gluten hakikatten hazmı zor ve sindirilemeyip kana karıştığında opiat(uyuşturucu) etkisi gösteren ve bağımlılık yapan bir protein… ben paleoyuda savunmuyorum yanlışları uzun bir süre zarfında bu anlaşılacak tabiki her moda diyetlerde olduğu gibi… glutende olduğu gibi eti proteinide hazmedemeyen bünyeler var… etin sindirilemeyip barsaklarda çürüdüğünü düşünsenize… bağırsak geçirgenliğinin sindirim sistemini dinlenmesi ve enzimlerin yenilenmesi için AÇLIK şart! ve öğünler arasındada uzun zaman dilimleri olması gerekiyor… 12 saatlik açlık 36 saatlik açlık ve 3 günlük açlık… açlıklarda şikayetler artar halsizlik terleme baş ağrısı vs vs vucut dinlenmeye fırsat bulmuş ve toksinlerini dokularda çözüp kana salıvermiştir toksinler çıkış yolu aramaktadır…. barsakları boşaltıp açlık yapmaksa toksinlerin barsak tarafından emilip sindirim yoluyla atılması sağlar yoksa açlık şikayetleriniz artar…. sindirim olayına ne kadar az enerji o kadar vucut temizliği vucut asla boş durmaz bizim menfaatimize çalışır ohhh bugün keyif sindirimde yok dinleneyim demez…. artık vucut temizlendi hala açlık yapıyorsunuz veya hala az yiyorsunuz e napcak ozamn düşünceleriniz zihniniz berraklaşacak az uykuyla idare edebilecksiniz… barsaklar 2. beyindir ve beyinden bağımsız hareket eder ve beyine komutlar bile gönderebilir hatta bilinç altımızın merkezi olduğunu bile kabul edenler vardır…. barsak beyin beyine sürekli masallar anlatır….. barsaklar uzak doğuda göbek çakrası olarak temsil edilir ve iradenin merkezidir…. doymayan vucudumuz değil barsaklarımızdır yani içindeki yaşayan asalak mantar gibi canlılar biz aç kaldığımızda asalaklarda aç kalır onlar öldükçe bağışıklık sistemi biraz daha rahatlar… barsakların sızdırmasının nedeni de aslında bu candida türü mantarlardır… neyse çok yazdım galiba…

    • Ozlem says:

      Bir tek şunu belirtmek istiyorum: Belki de tahıllar hiç yenmeseydi de insanlık bu kadar çoğalmasaydı, doğa ile daha uyum içinde yaşayabilseydik çook daha güzel bir dünyada yaşıyor olurduk. İnsanlık doğayı yok etme aşamasına geldi ve bunu da tarım alanlarını yaratılması için mahvedilen doğa ile hızlı bir şekilde başardı.

  24. İlginç ve bir o kadar da önemli bir konuya değinmişsiniz, tebrik ediyorum.

    Fitik asidi ortadan kaldırmak ya da en azından azaltabilmek amacıyla muhtelif çalışmalar yapılmış ve yapılmaya da devam edilmektedir. Geleneksel ekmek yapım şeklimiz olan bir gece önceden ekşi ya da eski maya ile mayalandırmada fitik asidin ciddi oranlarda düştüğü, oysaki tam buğday ekmeğin sanayi tipi üretiminde düşüşün fazla olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca kısa süreli mayalandırmalarda bunun yanında kepeğin yeterince işlenmediğinden bahisle, bağırsaklarda olası etkileri ise henüz bilinmemektedir.

    Tahıl tüketmemek bir tercihtir, ancak tüketilecek ise yöntemi iyi seçmek ve hakkını da vermek gerekir diye düşünüyorum. Şahsen evimizde en az 18-24 saat arası yavaş ancak uzun süreli mayalandırma yöntemi ile değirmen unundan yapılma el emeği esmer ekmekleri tercih ediyoruz. Aksi takdirde sanayi tipi ekmek tüketmek zorunda kaldığımızda sizin önerinizi memnuniyetle uyguluyoruz.

  25. Pingback: Kinoa ve Karabuğday Paleo mu? | Paleo Cafe – Taş Devri Diyeti ile Hizmetinizde!

  26. Mihrace says:

    Merhaba ozlem hnm,
    Yazilari ilgiyle okuyorum fakat artik o kadar kafam karisti ki keske artik net bir sekilde dogru beslenme bilgileri ortaya konsa biz de uysak.
    kutuphanemde kan grubuna gore beslenmeden tutun da ender sarac,mehmet oz,osman muftuoglu vb isimlere kadar bircok uzmanin kitaplari var.Ama beni en cok etkileyen en son okudugum alkali diyet kitabi.Hucresel seviyede beslenmeyi ele alarak aciklamis tum hastaliklari.yedigimiz asitlerin bizi ne kadar yaslandirdigindan ve alkali beslenmeyle genc ve fit kalabilecegimizden bahsetmis.tahillari kotuluyor fakat karabugdayi gluten icermedigi icin ovuyor.aksam yemeginin gec saatlere birakilmamasi gerektiginden ve aksam tahillar ve baklagiller dahil hicbir karbonhidrat icerigi olan urunun tuketilmemesi gerektiginden bahsediyor.bol sebze ve et,balik turu proteinleri oneriyor.inek sutu ve peynirini onermiyor.haslanmis yumurtayi (tabiki dogal) yatmadan hemen once bile yiyebilirsiniz diyor.
    Sanirim tum diyetlerin ortak ozelligi yumurtayi onaylamasi.ama bunun disinda ortak ozellik yok.siradan diyetisyene gidiyorsunuz gece sut ic diyor gunde 6 dilim de ekmek veriyor.yine de cok fazla insan bu sekilde zayifliyor.
    Acliklarin methini ben de cok duydum etrafimda yapanlar var 10 yas genclestiler sanki…
    Sonuc olarak tum bunlara yorumlarinizi bekliyorum.

    • Ozlem says:

      Valla haklısınız, keşke bilim insanları biraraya gelip “budur” deseler ama işin içine maalesef firmalar ve destekleri giriyor. Firmaların sponsorluğunda yapılan araştırmaların ne kadar sağlıklı olabileceği tartışma konusu. O yüzden, belki de en doğrusu kişinin deneyip kendi doğrusunu bulması. Ama en azından ortak bir nokta arama derdindeysek, tüm farklı beslenme biçimleri artık doğal beslenmiş hayvan ve sağlıklı yağlar konusunda az çok hemfikir.
      Bunun ötesinde ben kendi hayatımda ve de araştırmalarım sonucunda paleo doğrudur sonucuna vardım. O yüzden de herkesin en azından 3-4 hafta deneyip o şekilde karar vermesini gönülden isterim.
      Bilmem yardımcı olabildim mi?

  27. Beste says:

    Özlem Hanım merhaba,
    Siteniz sayesinde taş devri diyeti hakkında çok bilgilendim, emeğiniz için teşekkürler. Ben geçen yıl dukan diyeti yaparak zayıflamıştım. Ama koruma evresini uygulayamadığım için kilolar geri geldi. Sonra tekrar dukan denemelerim oldu ama hep kaçamaklar yaptım ve kilo verme hızım iyice düştü. Bu süreçte yağsız beslenmekten, tavuk yemekten ve cola zero içmekten de bana gına geldi. Bu sefer taş devri beslenmeye karar verdim. Bunu yaşam biçimi haline getirmek istiyorum. Benim hedefim 10 kilo vermek boyum 1.73 kilom 72, yaşım da 23. Karatay hoca ölçülü olarak meyve, kuru kayısı, incir, ceviz, fındık, bulgur,baklagil yiyebilirsiniz diyor. Bu besinler yaglı ve nişastalı oldugu için dukanda önerilmiyor. Taş devri diyetinde bunlar kilo vermeyi yavaşlatır mı? Ne kadar yemek lazım? Bir de porsiyon konusu kafama takılıyor, dukanda doyana kadar yemek serbestti. Paleoda nasıl öneriyorsunuz?

    • Ozlem says:

      Sorduğunuz besinlerdeki sorun yağ ve nişasta değil ama başka şeyler. Öncelikle bu yazıda bulgur ve baklagillerin cevabını alıyorsunuz zaten.

      Meyve yiyebilirsiniz ama kuru meyvelerdeki fruktoz (şeker) oranı çok yüksek. Taze meyve varken bence yanlış tercih.

      Kuruyemişlerde ise deneme yanılma yöntemi geçerli. Bazı insanlarda kilo vermeyi yavaşlatabiliyor.

      Paleo bir yaşam biçimi olduğu için doymak esastır, miktarlar söz konusu değildir. Ama bazı insanlar doymak ile yemek yemek arasındaki farkı karıştırabiliyor, o yüzden ilk etapta kalori takibinin yapılmasını öneriyorum.

  28. burak says:

    iyi güzel de 1 tane akademik geçerliliği olan kaynak göstermemişsiniz. ben konunun uzmanı değilim ama beslenme konularında herkesin boş boş salladığını düşünürsek kaynaksız bir yazı yazmak hiç hoş değil.

    • Ozlem says:

      Bu bir blog yazisi, akademik bir makale degil. Sallayan olarak algilanmayi sıkıcı/okunmasi cogunluk tarafindan imkansiz yazilara tercih ediyorum. Secimim bu yondedir.

      • Özlem B. Duru says:

        Bir yazının referanslarla desteklenmesi için akademik makale olması gerekmiyor. Ben ekşi sözlüğe bile bilgi içeren konularda kaynak adı vermeyerek yazmıyorum. Bu, sorumluluk anlayışıdır. Burada son derece önemli bir konudan bahsediyorsunuz. İnsanlara ne yiyip yememeleri gerektiğini söylüyorsunuz, hangi filmi izleyip izlememelerini değil. Bedenlerine ne almaları gerektiğini, hem de kesin bir dille söylüyorsunuz. Tabii ki okuyan insanlar kanıta ihtiyaç duyacaklardır. Kendi sağlığınızla istediğiniz gibi oynayabilirsiniz, o beden sizin. Ama başkalarının bedeni söz konusu olduğunda, sizin “referans tercih etmiyorum” demek gibi bir seçim hakkınız yok. Hele de sitenizde son derece haklı olarak kanıt isteyen birine bunu söylemeye hiç hakkınız yok. Böyle yaparsanız insanlar sizi ciddiye almaz.

        Bunu da ratinglerden görüp anlamanız gerekiyor zaten. Dukandiyetitariflerim 50.000 like alırken sizin 1000, onu da geçtim 500 kişi tarafından bile takip edilmemeniz, bu “seçim”inizden kaynaklanıyor.

        Not: Bu diyetlerle ilgili bir konu değil tabii ki. İşini ciddiye alıp insanlara düzgün davrananlar her zaman kazanıyor.

        • Ozlem says:

          Çok sert yazmışsınız :)

          Öncelikle rating: tarif yazıp rating almak kolay, hele ki tüm dünyada zaten çılgınlık haline gelen Dukan’ın ardına sığınıp bunu almak daha da kolay değil mi sizce de? Hele ki ben bu siteyi başlattığımda Türkiye’de paleo lafı bile kullanılmıyordu, taş devri aşağı taş devri yukarıydı. Son dönemdeki çılgın boşlamama rağmen mevcut ratingden inanın ben son derece mutluyum. Ama elbette insanların başarı anlayışları da göreceli.

          Referans kısmına gelince, ben halen daha sizden farklı düşünüyorum. Yurtdışında da benim gibi referans vermeyen birçok blog var. Elbette referans içeren de birçok blog var ki bunların büyük kısmı zaten akademisyen blogları. Sizin öneriniz blog mantığına aykırı değil mi zaten? Çeşitliliği kutlamak varken?

  29. Barış says:

    Bulgur konusu kafamı çok karıştırıyor. Usulüne uygun olarak yapılmış bulgur bulursak gönül rahatlığıyla yiyebilir miyiz şimdi? Ben buluyorum. Kayınvalidem hala eski usül, odun ateşinde ağır ağır kaynatıp suyun çektirdikten sonra, kurutarak bulgur yapıyor. Pişmemiş kokusu bile enfes kokuyor. Domatesli pilav haline gelince nasıl olduğunu tahmin edemezsiniz. Şimdi glisemik indeksi de bu kadar düşük bir karbonhidratı almakta sakınca var mı yok mu? Netleşmemiş bir türlü. Ya da ben kafamda netleştiremedim.

    Ayrıca yine ev yapımı pekmez de yapıyor mesela. Odun ateşinde yine. Şifa niyetine yenmez mi şimdi bu pekmez?

    • Ozlem says:

      Ben usulüne uygun olarak yapılmış bulgur bulsam yerim. Hatta kayıvaldeniz satmaz mı ki :)

      Ama artık öyle bir çıkartmışım ki hayatımdan o grubu, mesela evde ekşi maya ekmek yapmaya da kalkışmıyorum, çok da sık yemezdim erişimim olsa herhalde.

      Ev yapımı pekmez bende de var ve de bir de güzel yiyorum. (Kilo verme ya da makrolarıma dikkat etmek gibi bir derdim olmadığında)

  30. serdar says:

    ekmegi fazla yemenin beyne zararli oldugunu duymusdum.bi ara ekmeksiz beslenmeyi denedigimde banami oyle geldi psikolojikmi bilmiyorum kafamin daha iyi calistigini farketmistim.o kan grubu olmamin veya kafamda bi problem olmasinin bunda etkisi var mi bilmiyorum.deneyimlerinde asla suphelenmedigim sey ise bugdayin sismanlattigidir’fakat arpanin zayiflatmasidir.konuya dini acidan yaklastigimda diyebilirim ki butun peygamderler arpa ekmegiyle beslenmistir/.arpa hakkinda daha iyi arastirma yapilmalidir.bence insanligin gunumuzda ana besini bugday degil arpa olmalidir.

    • Ozlem says:

      Arpa diyene kadar iyi gidiyordunuz oysa ki :)

      • serdar says:

        arpayi bugday ofisinten aldim kendim oguttum ekmek yaptim ‘daha sonra da internetten kapida odeme secenegiyle getirttigim 1 kilo kepegi azaltilmis arpa unundan ekmek yaptim \sonuc ne mi oldu /benim ekmek daha guzel hafif gevrek agizda dagilir cinsten ekmek oldu.arpa ekmeginin lezzeti arpanin sapinda copunde daha dogrusu kepeginde gizli diyebilirim : ) hele sahanda yumurtaya banildiginda …mmm diyebilirim.bagirsaklar saat gibi islemeye basliyor .siz ne derseniz deyin arpa ekmegi saglikli …daha sonra ne mi yaptim : glutensiz ekmek alayim dedim iki gun once siparis ettim halk ekmekten bugun gittim aldim ne mi oldu : icerigi korkunctu : misir nisastasi\bugday nisastasi /katki maddeleri .. bu ekmegin neresi saglikli ? falanca forumda bi colyak hastasi glutensiz ekmek yiyeli beri kilo aldigindan behsediyordu .glutensiz diye nisastadan mamul ekmekle colyak hastalarina iyilik yaptigimizi mi dusunuyoruz .aldim buzdolabina attim yemeyide dusunmuyorum.elimde posatle glutensiz ekmegimle evime gelirken aci bakla proteini aklima geldide..nisasta yerine iyi bir katki maddesi olurdu …

  31. ozzlem says:

    Ben sabahları süt ile beraber müsli ya da kellogs tüketmeyi tercih ediyorum. Ama ne kadar doğru yapıyorum emin olamadım :)

  32. eko says:

    30 yıllık gıda mühendisi olarak sizlere önerim: ekmek,pilav,süt,tatlı,kırmızı et,tuz. Bu saydığım şeyleri mutlaka tüketin ama yeterli miktarda…

  33. aziz says:

    barbunya da bu zararlı yiyecekler arasında mı? :d

  34. Manolya says:

    Blogunuz ile bu gece tanıştım, son 1.5 yıldır kg sorunu yaşıyorum.( 20kg) civarı aldım , malesef :((
    1.5 yıl önce menopoza girdim, aynı anda hipotiroidim var oldu.
    Ciddi anlamda karbonhidrat bagımlısıyım.
    Sürekli olarak bana uygun olabilecek diyetleri takip ediyorum ve deniyorum, ancak hep bozdugum için
    2 kg alıp vermek ile geçti tüm zamanım.ayrıca ciddi halsizlik ve sürekli uyuku halindeyim
    Sanırım karbonhidrat bagımlılıgım ve sürekli birşeyler yeme istegimin önüne geçemiyorum.
    Bu gece ilk defa Paleo ismini duydum, benim de okuduklarım konusunda kafam karıştı( yani henüz paylaşımları okudum)
    Ancak blogunuzun bir elemanı olmak istediğim için yazdım, önerilerinize açıgım:))f

    • Ozlem says:

      Size tavsiyem başta Karbonhidrat bağımlılığı kategorisi olmak üzere mümkün olduğunca tüm yazıları okuyun. Aklınıza takılan her yerde de yorumlar vasıtasıyla soru sormayı ihmal etmeyin. Bol şans. İnanın herşey düzelir ama, moralinizi bozmayın.

  35. pepe says:

    Özlem hanım konularınızı okuduktan sonra birçokşey kafamda oturdu……..aslında kafama takılan bir konu daha var……..beslenme konusundan uzak bir konu………lakin sizin bir fikriniz olabileceğini düşündüm……..insan fizyolojisini biliyorsunuz……….sorum şu……..insan vùcuduna yabancı bir madde olaraktan silikon ya da kalça protezi girmi§ olması immun sistemi aktive edip romatizmal ya da benzeri hastalıklaea yol açar mı

  36. demet says:

    Ozlem hanim merhabalar, sut urunlerinin tamami ve yumurtaya karsi intoleransim oldugu icin (sadece bildircin yumurtasi yiyebiliyorum) hayatimdan sut ailesi ve yumurta ve kabak cekirdegi cikmak zorunda kaldi, kanimda yuksek oranda candida ciktigi icin de her turlu karbonhidrati kestim. evde mayasiz cavdar ekmegi yapiyordum saglikli olduguna inanarak, sanirim onu da yememem gerekiyor yazinizdan anladigim.. peki sizce kalsiyum ve proteini bu besinler olmadan nasil dengeleyebilirim? yedigimiz etin de saglikli oldugunu nasil bilecegiz?
    bir de cocuklar icin bu beslenme seklini oneriyor musunuz? kendime uyguladiklarimi 3 yasindaki kizima uygulamaya cesaret edemiyorum…
    tesekkurler

    • Ozlem says:

      Her türlü karbonhidratı kestim derken meyve ve sebzelerden bol miktarda karbonhidrat alıyor olmalısınınz zaten.

      Çavdar ekmeği konusunda ise, size ekşi mayadan ekmek yapmanızı öneririm.

      Protein konusunda bir sıkıntı yaşamayacağınız kesin. Kalsiyum ise süt ürünleri hem tek kaynak değil, hem de kalsiyum tek başına yeterli değildir, yeterli magnezyum vs almadan çok anlamlı değildir. Şu yazı size faydalı olacaktır: http://paleocafe.org/2011/10/26/paleo-ve-osteoporoz/

      Yediğiniz etin sağlığı konusu maalesef büyük şehirlerde büyük sorun. Ama alışverişlerinizi marketlerden yapmak yerine biraz daha araştırarak biraz daha çaba harcayarak elden geldiğince üreticilere direk ulaşmaya yaklaşmak mümkün olabilmekte. Elden gelen çabayı harcadıktan sonra da gerisine kısmet demek lazım sanırım. En azından ben öyle yapıyorum :)

      Çocuklar için de elbette ki öneririm bu tür beslenmeyi. Nihayetinde çocuğunuzu protein, sağlıklı yağlar, sebzeler ve meyvelerle beslemenin, hazır gıdalardan uzak tutmanın nesi yanlış olabilir ki? Ama onlara ekmek ve diğer hamur işleri de yedirmek istiyorsanız, en azından çimlendirme yöntemini kullanın. Şu yazı yardımcı olacaktır: http://paleocafe.org/2012/03/23/saglikli-cocuk-yetistirmek/

  37. orhan bal says:

    selamlar ,
    Özlem hanım york gıda intolerans testi hakkında bilginiz var mı?ne derece çıkan sonuçlara güvenmeliyiz.ben de oteste göre kırmızı liste olarak yumurta beyazı,maya ,mercimek ,inek sütü çıktı.aslında 3-5 ay kesin uyguladım ama uzun süredir ise yumurta hergün 3 tane yiyorum.çok tüketmeme rağmen alerjik herhangi bir gösterge yok .

    • Ozlem says:

      York testi çok tartışmalı bir test. O yüzden sonuçlar güvenilirdir diyemeyiz ama güvenilmez de diyemeyiz.
      Sizin yumurta sorunuza gelirsek, alerji ile intolerans farklı şeyler. Intoleransınız olan bir gıdaya alerjik tepki vermeyebilirsiniz. Bir gıdaya intolerans olup olmadığını anlamanın en iyi yolu, o gıdayı 1 ay kesip, ardından yavaş yavaş eklemektir. Sanırım siz de bunu yapmışsınız. Yumurtaya tekrar başladığınız günlerde vücudunuzda bir değişiklik olup olmadığını hatırlamaya çalışın. Hatırlayamıyorsanız, belki de tekrar denemelisinizdir.
      Öte yandan intolerans vücudu yeterince dinlendirince ortadan kalkabilir de. Belki de sizde böyle bir durum olmuştur.

  38. orhan bal says:

    Özlem hanım,
    orta yaşlarda tamamen tesadüfen ortaya çıkan çölyak bulgusu var eşimde.ne yazık ki ısrarlarıma rağmen diyetine uymakta sıkıntı yaşıyoruz,sizce bu tarz çölyak vakaları tehlikeli mi ?(şunun için soruyorum,bazı çölyak hastalarında unun zerresi bile hastanelik ediyor,oysa bizdeki durum daha farklı) ne dersiniz?

  39. orhan bal says:

    umarım sorularımla sizi sıkmıyorum,hoşgörünüz için teşekkürler.

  40. fatih says:

    Tahıllar olmasa şuan insanlık yiyecek konusunda kıtlık yaşardı. Binlerce yıldır insanlığın kullandığı bi besin nasıl yerden yere çarpılır anlayamadım. Buğdayın başakların bi çok kültürde manevi değeri vardır bereketi simgeler. İyi ekonomik koşullarda yazılmış bi makale olduğu çok belli. Şuan tahıl olmasa bir çok insan aç kalır. Onlaradamı tahıl yememeliyiz şu hastalıklara yakalanma ihtimaliniz var diyeceksiniz. Makalede dolaylı insan sınıflandırması var.
    Yahu zaten ölümlüyüz her şekilde, nedir bu yiyecekleri bahane edip daha uzun yaşama takıntısı. Tamam sağlık için tavsiyeler verilebilirde tahılları neden yememeliyiz diye başlık atılırsa, insanoğlunun başlıca besin maddesine nankörlük yapılmış olunur. Yani bu başlık bazı meyveler için belki kullanılabilirdi ama bir çok kültür için tahıllara bulaşmak haddi aşmak olur. komik bir yaz kusura bakmayın.

  41. murat says:

    peki yediklerimizi düzeltirsek tip diyabetten kurtulabilir miyim?

  42. murat says:

    tip 1 diyabet demek istedim..

  43. i.k. says:

    tahılların hepsi aynı değil. bana yarayan mesela karabuğday. şişkinlik yapmıyor. bol proteinli. ama esmer renkli buğday mahfediyor beni. resmen davul gibi oluyorum….

  44. GİZEM says:

    ÖZLEM HANIM MERHABA. Doktor değilsiniz.. gıda mühendisi de değilsiniz ve bu konuda eğitim alan insanların bilgi ve emeğine saygı göstermeksizin tahıllar ve özellikle glüten hakkında yazılar yazıyor menüler hazırlıyorsunuz. bu siteye girmiş Gül Hanımdan sonra ikinci gıda mühendisiyim büyük ihtimalle ki diğer yorumlar bu saçma tezleri doğrular nitelikte. glüten rüşeymin (öz’ün) büyük bir kısmını oluşturan ve her protein çeşidi gibi kesinlikle alınması gereken bir maddedir. sizin tezinizle ilerlersek insanları yeşillikle besler ve beyin, kas, sinir ve diğer büyük sistem ve organları aç bırakırız (ki bunun ne sonuçlara mal olacağını bi çok saçma yorumlaşmadan fark edebilirsiniz). kendi beslenmenizden kendiniz sorumlusunuz fakat yanlış bilgilendirmeyle bu ülkede insanlar paha biçilemez değerdeki yumurta, sut, tereyağ, kırmızı et gibi birçok besinden uzak tutulmaya çalışıldı. eğer gül hanımın ve benim bilgilendirmemizi yeterli ya da bilimsel görmediyseniz, -madem bu kadar heveslisiniz- iyi bir puanla iyi bir okulda senelerinizi vererek daha bilimsel ine prof.lardan ulaşabilirsiniz. o zamana kadar bilmediğimiz terimler hakkımda bilgi sahibi gibi atıp tutmayalım. KOLAY gelsin!

    • Ozlem says:

      yani siz diyorsunuz ki, istediğiniz kadar akademik makale vs okuyun, araştırın, kendinizi adayın, ve sizin deyiminizle senelerinizi verin, YÖK sizi sınavdan geçirmiyorsa bir hiçsiniz. peki.

      O zaman zahmet olacak, gül hanıma verilmeyen cevapları siz verin?

  45. GİZEM says:

    özlem hnm ayrıca öneri diye sunduğunuz diyetinizde PROTEİN TOZU var bunu neden doğal yollarla almıyorsunuz?? tahıl yiyemediğiniz için mi bu eksiklik? bunun dışında da omlete krema demişsiniz ki krema ile yumurtanın birleşmesi oldukça sakıncalıdır kaliteli diyet listelerinde. ve özellikle hayvansal proteinler akşam değil de öğlen menüsünde tercih edilmelidir. akşam ERKEN SAATLERDE dileğiniz kadar bitkisel beslenebilirsiniz. daha profesyonel yardım için çok iyi ve bilgili bir diyetisyene başvurmalısınız, önerim.

    • Ozlem says:

      1- Siteyi gerçekten okusaydınız, sürekli protein tozunu ancak acil durumlarda kullandığımı ve aksini asla önermediğimi bilirdiniz.
      2- Tahıllarda ne protein var ki tahıl yemediğim için protein eksikliğim olsun? Gerçekten gıda mühendisi olduğunuza emin misiniz?
      3- Yani diyorsunuz ki siz, insanlar yüzbinlerce yıl avlandıklarında “ayyy keşke sabahtan avlasaydık şu mereti, akşam ot yememiz sağlıklı” dedikleri için insan nesli tükenmedi.

      kolay gelsin :)

  46. Tuğrul says:

    Sayın yetkili,
    Web sayfanız için teşekkürlerimi bildirmek isterim. Tahılların nasıl bir veba mikrobu olduğunu çok güzel anlatıyorsunuz.
    İnsanlar şunu unutmasınlar, insanlar geçirdikleri evrimde 1 milyon yıl yeryüzünde sadece et ve bitki yedi. Bunun dışındaki yenen şeylerin kodu vücutta çözülememektedir. Her yenen tahıllı yada şekerli gıdada pankreas delicesine çalışıp vücudun hormonel dengesini bozmaktadır. Bu da neden şişmanlığın olduğunun nedenidir.
    Şüphesi olan arkadaşlar bir düşünsün ilk çağlarda ilk insanlar vahşi hayvanları nasıl yakalayıp yiyorlardı? Koca göbekleriyle koşup nasıl bir antilopu avlıyacaklar? Tazı gibi koşarlardı çünkü ekmek alcak bir fırınları yoktu..

  47. Şevket says:

    Tuğrul says: Mart 31, 2014 at 11:19 pm Şöyle yazmış “Şüphesi olan arkadaşlar bir düşünsün ilk çağlarda ilk insanlar vahşi hayvanları nasıl yakalayıp yiyorlardı?”

    Soruyorum acaba eti pişirmeyi bilmeyen insanlar çiğ olarak hangi çene yapısı ve dişlerle eti parçalayıp yediler.
    Bir de insanlık tarihi 1 milyon yıl değildir.
    Homo sapiens sapiens – Günümüz insanı 50 000 yıl önce evrimleşti. Böylece anatomik olarak modern insanın yaşı daha da eskiye, gittiği 190 000 yıl kadar olduğunu Avustralya’daki Canberra Australian National üniversitesinden Ian McDougall ile New York Eyaleti Stony Brook Üniversitesinden antropolog John Fleagle tarafından Şubat 2005 yılında Nature dergisinde yayınlandı.

    • Ozlem says:

      Peki ateş ne zaman bulundu… Neden Homo Sapiens ile kısıtlıyoruz kendimizi?

    • Tuğrul says:

      Forumda okuma yada anlayama problemlileri var galiba. Ben insanlık tarihi 1 milyon yıldır diye bir şey yazmadım.
      Bakın Ahmet Aydın hocamız Tıp bu değil adlı kitapta ne yazmış en iyisi ona bakın siz;
      Evrimsel paradigmayı başlangıç noktası olarak alırsak günümüzdeki optimal besin ihtiyaçlarımızın neler olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Dünya tarihini incelediğimizde ilk hücreli canlıların 3.5 milyar yıl önce denizde belirdiğini ve 350 milyon yıl önce omurgalıların karaya çıktığını görürüz. 4.5 milyon yıl önceki ilk insansıların böcek ağırlıklı beslendiğini biliyoruz. 2.2 milyon yıl önce ilk gerçek insanlar et ağırlıklı olarak besleniyorlar ve bunun yanında taze sebze-meyve ve kabuklu yemişler yiyorlardı.

  48. zeynep says:

    Ozlem hanim dun gece google da “acim ama neden zayiflayamiyorum” diye aratinca (son gunlerdeki problemim) ilk siz ciktiniz karsima:)) uyku sersemligiyle goz atip bugune erteledim sayfanizi. Agzim acik yazdiklariniz okuyorum daha dogrusu sindirmeye calisiyorum su an. Oysaki ben saglikli beslendigimi dusunup hatta uc yasindaki kizimi “cok saglikli besliyorum” diye ortalikta hava atip geziniyordum. Bizim eve seker, islenmi gidalar girmez, soguk sikim z.yagi, ghee tereyagi, soguk sikim h.cevizi yagindan baska yag kullanilmaz. Haftada iki gun balik yenir, ekmegimi kendim yaparim saglikli diyerek de tahil ve bakliyata onem verilir hatta organik mercimek, bulgur, tam tahilli makarnaya ve turevlerine dunyanin parasi verilir.
    Beslenmemizde dikkat ettigim diger nokta da oglen protein beslendiysek aksam yemegi sebze agirlikli olur. Fazla protein bobrekleri yorar vucudu asidik yapar evde cocuk da var yazik kizin bobreklerine diye dusunurdum daha dogrusu okadar okudum internette, kitaplarda dogru olanin bu olduguna ikna olmustum. Yazdiklariniz cok ilgimi cekti tam sayfaniza daha hakim degilim butun yazilariniz okumak istiyorum. Anlattigim beslenme seklimize gore hayatimizdan tahil ve kurulari cikarinca simdi ne yiyecegiz dusuncesi benide dusundurmeye basladi yani insan hergun et yer mi yada hergun sebze? Ben yurtdisindayim Turkiyede ki gibi her ottan bulamazsiniz burda ispanak, morul gibi yesiller cok ilacli oldugubilmiyorum bile. Sizin yazdiklariniz uygularsam halim yaman :)) bir hafta ne yediginiz listesini verseniz cok iyi olur bir de bir yazinizda kahvaltiya cok onem vermediginizi-ya da oyle anladim- okudum. Hatta aksam gec yediginizi yazmistiniz. Ben saat 6 dan sonra bisey yemem ve sabah kahvaltisi cok onemlidir. Bu konudaki dusuncenizi de yazarmisniz. Biraz uzun oldu kusura bakmayin malum cocuk var evde, olayin soku da var, biraksalar iki sayfa daha yazarim:)). sevgiler.

    • Ozlem says:

      Valla ben her gün et ve sebze yemekten çok mutluyum. Eti zaten aşırı tüketmek imkansıza yakın.
      Yurtdışında nerdesiniz bilemiyorum ama Türkiye de ilaçlama konusunda farklı bir yer değil. Belki daha bile kötüdür.
      Günlük bir liste vermiştim site içinde, ki genele dair birçok ipucu da veriyorum o yazıda zaten. (http://paleocafe.org/2011/04/04/ornek-1-gunluk-menu/)

      Kahvaltı sevmiyorum. Uyanır uyanmaz yemek yemek istemiyorum. Akşamları da, yine nerede yaşadığınızı bilmiyorum ama biz İstanbul’da 6’da anca işten çıkıyoruz, eve varmamız en erken 7 ve yemek hazırlayıp yememiz de genelde 8’i buluyor. Geç yediğim için de sabah acıkmış olmuyorum. O yüzden 6’dan sonra yemek yememek hiç ciddiye alabildiğim birşey olmadı. ABD’de küçük bir kasabada Desperate Housewifes tadında yaşasak neyse. Yine de bu demek değil ki, benim gibi yapılması gerekiyor. IF bence de değerlidir. Hangi saatler arasında yaptığınız çok da önemli değil. Ben geç saatleri yapıyorum, siz erken.

      Son olarak, kahvaltı bir öğündür. Sadece belli gıdaların yenme izni olan (ekmek, peynir, zeytin, çay, müsli vs) bir öğün değildir. En önemli öğün ise gerçekten besleyici değeri olan şeyler yenmelidir. Tercihler her yerde :)

  49. Tuğrul says:

    ve Ahmet hocamız şöyle devam eder;
    10 bin yıl önce mezopotamyada tarım devrimi ile yontma taş devri bitti; et ve sebze-meyve ağırlıklı diyet büyük ölçüde terk edildi.
    Göçebeliği bitirip yerleşik hayata geçişi sağlayan tarım devriminin insan nüfusunun artmasına ve medeniyetlerin ilerlemesine büyük katkısı oldu.Yeterli besin bulamamaya bağlı açlıktan ölümler azaldı fakat bu dönemde yapılan tahıl ağırlıklı beslenme insanların boylarını ve yaşam sürelerini belirgin bir şekilde kısalttı. Çocuk ölümleri,enfeksiyon hastalıkları ve çeşitli kronik hastalıklarda artış oldu.
    Tabi en büyük darbe 19. yy da geçekleşen Sanayi Devriminden sonra oldu. Diyete büyük ölçüde rafine gıdalar (beyaz un ve rafine şeker) girmeye başladı. Bu devirde de yiyeceklere ulaşım daha kolay ve ucuz olmasına karşın özellikle artan enfeksiyon hastalıkları nedeni ile yaşam süresinde belirgin bir uzama sağlanamadı.

  50. Tuğrul says:

    Ahmet Aydın hocamız kitapta şöyle devam eder;
    10 bin yıl önce mezopotamyada tarım devrimi ile yontma taş devri bitti; et ve sebze-meyve ağırlıklı diyet büyük ölçüde terk edildi.
    Göçebeliği bitirip yerleşik hayata geçişi sağlayan tarım devriminin insan nüfusunun artmasına ve medeniyetlerin ilerlemesine büyük katkısı oldu.Yeterli besin bulamamaya bağlı açlıktan ölümler azaldı fakat bu dönemde yapılan tahıl ağırlıklı beslenme insanların boylarını ve yaşam sürelerini belirgin bir şekilde kısalttı. Çocuk ölümleri,enfeksiyon hastalıkları ve çeşitli kronik hastalıklarda artış oldu.
    Tabi en büyük darbe 19. yy da geçekleşen Sanayi Devriminden sonra oldu. Diyete büyük ölçüde rafine gıdalar (beyaz un ve rafine şeker) girmeye başladı. Bu devirde de yiyeceklere ulaşım daha kolay ve ucuz olmasına karşın özellikle artan enfeksiyon hastalıkları nedeni ile yaşam süresinde belirgin bir uzama sağlanamadı.

  51. Samet Eraydın says:

    Ne yazık ki eski insanların yaşam koşullarında yaşamıyoruz ki onların beslenme şekli doğrudur diyelim.Sonuçta evrim koşullara göre gerçekleşir ve şu an içinde bulunduğumuz fiziksel koşullara göre başka bir evrim gerçekleşiyor.Bir yiyecek gurubunu kötülemek ya da göklere çıkarmak yeni düzenin modası oldu.Ancak her yiyecek hem zehirdir, hem besindir, miktarını artırmanız ya da azaltmanız etkisini vucunuz da gösterecektir.Nasıl vejgeteryanlar değişik ilaçlar kullanmak zorunda kalıyorsa, tahılları komple reddetmenin başka ihtiyaçlar doğuracağı kesin. İnsanoğlunun bu medeniyet seviyesine gelişi, yerleşik düzene geçişle gerçekleşti ve tahıllar baş roldü bu dönemde.Evrim savaşında, her canlı ayakta kalmak için ne gerekiyorsa yapar ve yapıcaktır.Ancak unutmamamız gereken piskolojik olarak rahat ve mutlu bir yaşam sürmemizin önemi. Bunu ister pasta yiyerek ister sağlıklı besleniyorum diyerek yapın, vucudumuz bir noktada kendini yenileyemeyecek.

  52. aşkın karaçam says:

    doğru bilgileriniz için ve düzgün fizyolojik yapınız için sizi tebrik ederim.demekki yeryüzünde doğruyu yakalamıya çalışanlar hala var.çalışmalarınızın devamını dileriz……başarılar

Bir Cevap Yazın