Kolesterol ve Enfarktüs

ABD’de ilk enfarktüs 1921 yılında görülmüş. 1930’a gelindiğinde 3.000 kişi enfarktüsten ölmüş, 1960’a gelindiğinde ise 500.000 kişi…

Demek ki,  son yüzyıldaki bir gelişme bunun sebebi olmalı. Neler olduğuna bakarsak, son yüzyılda, özellikle de son 50 yılda, insanlar yağ tüketimini ciddi oranda azalttı. Hazır gıdalar aldı başını gitti. Tüm hükümetler buğday ve diğer tahılları önümüze sürdü. Margarin gibi yağlar önce baş tacı edildi, sonra tü kaka dendi. Aynı süreç trans yağlar ile de yaşandı. İnsanlar sağlıklı beslenmek için yemek yerine salata yemeğe başladılar öğün olarak. Spor yapmaya başladılar deliler gibi….

Demek ki, marul tüm bu kalp krizlerinin sebebi, herhalde insanlık tarihinde hiçbir zaman bu kadar rağbet gören bir sebze olmamıştır :D

Oysa ki, daha 1936’da kolesterol seviyesi ile kalp krizi arasında herhangi bir ilişki olmadığı ispatlanmıştır.

(Archives of Pathology 22, 301-312, 1936)

Şekilde ne görmüyorsunuz?

Herhangi bir trend. Kolesterolü düşük ya da yüksek de olsa (x ekseni), kalp damarlarındaki yağ birikintisi dağılımı (y ekseni) heryerde. Yani herhangi bir ilişki yok.

1966 yılında, yaşları 40 ve 59 arasında değişen New York’lu iş adamları 2 gruba ayrılmış ve bir gruba

  • tereyağ yerine > mısırözü yağı
  • yumurta yerine > hazır kahvaltılık mısır veya tahıl gevrekleri
  • kırmızı et yerine > tavuk ve balık yedirilmiş.

Diğer grup ise kahvaltıda yumurta yemiş ve günde 3 öğün kırmızı et yemiş.

Sonuç: İlk grupta kolesterol ortalama 220 iken ikinci grupta 250 olmuş.

İlk başta kulağa, “aa yumurta ve kırmızı et gerçekten zararlıymış” gibi geliyor, değil mi?

Ama yakın gözlüklerimizi takarak okumaya devam edersek görüyoruz ki, ilk gruptan 8 kişi kalp hastalığından ölürken ikinci gruptan kaç kişi ölmüş sizce?

Bildiniz, HİÇ!

2000 kişi ile yapılan pilot çalışma, 1 milyon erkek üzerinde yapılacakken vazgeçilmiş maliyet yüzünden ve çalışma çöpe atılmış…

Peki bu kadar eski çalışmalarda bile konu ortadayken, neden tam aksi söylendi bizlere?

Her zamanki gibi sanayiciler, hazır gıda ve özellikle bitkisel yağ üreticileri…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Kalp Sağlığı and tagged , , , . Bookmark the permalink.

7 Responses to Kolesterol ve Enfarktüs

  1. europa says:

    yazıyı okurken şu marullla ilgili tespitine çok güldüm:))demek ben de o yolun yolcusuyum:)

  2. europa says:

    bi de bi de bu yazıları okudukça(araştırmalar, sonuçlar, kendimizi bildiğimizden beri dayatılan kandırmacalar,sonra bunların tam tersinin doğruluğunu savunan diğer görüşler) içimden hiiiç belli bir kural silsilesine göre beslenmek gelmiyor doğrusu:) canın ne isterse ye eninde sonunda hepsinin zararlı olduğu çıkıyor ortaya diye fısıldıyorlar sanki kulağıma:))

    • Ozlem says:

      Hem evet, hem hayır.

      Böyle durumlarda, şu kuralı unutmayın: Doğa hata yapmaz ama insan hata yapar. O yüzden, doğada var olan besinleri tercih edip, insanların fabrikalarda binbir katkı maddesi ile ürettiklerinden uzak durdukça sorun olmaz.

      Bunun dışında, ben sık sık evrimsel düşünürüm. Sadece tahıllarla buzul çağı atlatılabilir miydi? Cevap: direk hayır. Sadece hayvansal gıda ile buzul çağı atlatılmış ama. Bu şekilde düşününce, aslında ne insanın doğasında ne değil, belirlemek daha kolay oluyor.

  3. europa says:

    Dediğine katılmakla birlikte ben biraz umutsuzum bu konuda.Doğal birşey kaldı mı ki günümüzde? Yumurta, tavuk desek çiftliklerde 3-5 günde büyütülen tavuklar, genetiğiyle oynanmış yemlerle beslenen, sürekli antibiotiklere maruz kalan, hormon takviyeleriyle sanayileşmiş besinler.Et desen yedikleri pancar, mısır, tahıl vs , sütler ona keza.malesef artık hiçbirşey doğal değil.Doğal olanına ulaşabilmek de bizim için oldukça meşakkatli birşey.Sonuç olarak kanımca doğal saydığımız şeyleri tüketmek bile birşekilde zararlı:( Sanırım geriye sadece kuruyemişler kalıyor ki onlarla ilgili ne yapıldığı da soru işareti kafamda:(

    • Ozlem says:

      Evet, ama onları da fazla yüklenirseniz bol Omega-6 almış olursunuz.

      Bu kaygıları anlıyorum, bulamıyorsanız elbette olanı yiyeceksiniz ve Omega-3 takviyesi alarak vücudunuza verdikleri zararı azaltmaya çalışacaksınız.

      Öte yandan ben İstanbul’un göbeğinde otlayan hayvanın sütünü bulabiliyorsam herkes bulabilir, en kötüsü günlük sütler ve organik yumurtalar bulunuyor. Henüz “özgür tavuk” bulamadım ama biraz uğraşarak “özgür et” bulabiliyorum.

      Doğal olanı, bulabildiğinizce tüketmek en akıllı seçim. Başka çaremiz de yok zaten.

  4. seda says:

    peki 1921’den önce tanımlanmış mıydı kalp krizi? yani birileri ilk defa o yıl kriz geçirmedi sanırım?

    demek ki konu sanayilesştirildi.

    bir de bu konuda bölgesel farklılıklar hakkında ne düşünüdüğünüüz öğrenmek isterim =)

    • Ozlem says:

      EKG’yi bulan doktor dahi ilk enfarktüsü 1928 yılında görmüş. O yıllarda Afrika’daki misyonlarda kesinlikle görülmeyen bir hastalık. (Sadece kalp hastlaıkları değil, ülser, kanser, diyabet, diş çürüğü ve daha birçok hastalık için geçerli bu)

      Yani, kalp hastalıkları kesinlikle beslenme ile ilintili, ama sandığımız gibi değil de geleneksel beslenen toplumlarda görülmeyen bir hastalık. Her ne zaman bu topluluklar batı toplumunun getirdiği beslenme biçimine geçtiler, bu toplumlarda da hızla görülmeye başlandı.

Bir Cevap Yazın