Tip 2 Diyabet ve İlaç Sektörü

 

Amerika’da Diabetes Health diye bir yayın organı var. Dergileri olduğu gibi online yayın da yapıyorlar. Birçok doktor da danışman olarak kadroda.

16 Haziran’da ve 28 Haziran’da 2 bölüm halinde bir yazı yayınladılar.

Bildiğiniz gibi, Tip 2 diyabetin ilk aşaması insülin direnci ve insanlar benim gibi şanslı olup da zamanında doğru bilgiye ulaşamazlarsa kendilerini Tip 2 Diyabet teşhisiyle başbaşa buluyorlar. Olayın başı insülin direnci olduğu için de, Tip 2 Diyabet hastaları da düşük karbonhidratlı bir rejimi hayatları boyunca sürdürmek durumundalar.

İlginç olan bu yazı dizisinin Tip 2 Diyabet hastaları için önerisi günlük besinlerinin %45-65’ini karbonhidratlardan karşılamaları… (ABD’de normal insanlara %45-50 karbonhidrat önerilirken hem de) Diyabet, net olarak bir karbonhidrat intoleransı hastalığı iken…

Bu yazının meali sanırım şu demek oluyor: “Kapa çeneni ve şu ilaçları satın al hemen!”

Peki bu nasıl olabiliyor?

Çok da zor değil. ADA (Amerikan Diyabet Vakfı) fonlarının kaynaklarına bakınca birden herşeyin anlamı çözülüyor.

  • Abbott Pharmaceuticals (ilaç)
  • Amylin Pharmaceuticals (ilaç)
  • AstraZeneca (ilaç)
  • Eli Lilly and Company (ilaç)
  • GlaxoSmithKline (ilaç)
  • Merck & Co. (ilaç)
  • Pfizer Inc. (ilaç)
  • Cadbury Schweppes (şekerleme ve gazoz)
  • Kraft Foods (katkı maddeli karbonhidrat deposu üreticisi)
  • J.D. Smucker Company (katkı maddeli karbonhidrat deposu üreticisi)
  • General Mills (katkı maddeli karbonhidrat deposu üreticisi)

Bu listedekiler insanların sadece düşük karbonhidratlı beslenerek sağlıklı olmasını isteyecek en son firmalar ve de malesef ki güç onlarda…

İşin en kötüsü ise çok yakında Türkiye’de de benzer oranları ve tavsiyeleri duymaya başlayacak olmamız…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Paleo and tagged , , , . Bookmark the permalink.

9 Responses to Tip 2 Diyabet ve İlaç Sektörü

  1. seda says:

    işte tam olarak budur. daha çok yakın zamanda anneme diyabet teşhisi koyuldu ve korkutuldu!! ancak işi iyice araştırınca gördük ki, fazla karbonhidrat alımı ve kilo nedeniyle ortaya çıkan, ve bireysel çaba ile değiştirebilecek bir durummuş. Bugüne kadar daha sağlıklı beslense hiç bir sorunu olmayacak, bugünden sonra da sağlıklı beslenirse sorunları geçip gidecek!

    • Kenan Alpogan says:

      Diyabet konusunda kesinlikle doktorun her dediğine kanmayın..Bakın bu hastalık kaşla göz arasında organ hasarına neden olur sinsice ve insanı harap eder..Çevremde birçok insan tanıyorum diyabet yüzünden kısa sürede gözlerini ve böbreğini kaybeden..Bunların bir kısmı da organlarını kaybedince diyabet olduklarını anlayan insanlar..((Yıllarca açlık şekerleri ve HbA1C değerleri normal çıkmış..Ama PPG yani tokluk şekeri yüksekliği nedeniyle komplikasyon gelişmiş..))

      DİYABETİN BİR NUMARALI TEDAVİSİNİN TAŞ DEVRİ DİYETİ + DÜZENLİ EGZERSİZ OLDUĞUNU UNUTMAYALIM…DAHA SONRADAN İLAÇ yada İNSÜLİN TEDAVİSİ GELİR..ÖNCE DİYET VE EGZERSİZDİR..

      Bir kişiye diyabet teşhisi konmuşsa yapılacak ilk iş 8-12 saatlik gece açlığından sonra alınan kanda insülin ve c-peptid düzeylerini ölçmektir..Ardından kanda IAA,ICA ve anti-GAD gibi otoantikorlara bakılmalıdır..TSH,T3,T4 ve Anti-TPO gibi tiroid parametrelerine de bakılmalıdır..Böyle yapılrsa ”diyabetin hangi türü olduğu” ortaya çıkar..Tedavi de ona göre şekillenir..Eğer kanda ”fazla miktarda c-peptid ve insülin” varsa ancak ”insülin direnci” nedeniyle diyabet gelişmişse Oral Anti Diyabetik İlaçlar faydalıdır ve uzunca bir süre hastayı idare eder..Genelde metformin ve sülfinolüre türevi ilaçlar kullanılır..Tip-2 diyabetlilerin yarısı böyledir ve obezdirler..

      Ancak ”hastanın insülin ve C-Peptid düzeyleri” düşükse işte o zaman işler karışıyor..Bu hastanın ”Yavaş ilerleyen Tip-1 diyabet mi yoksa Non-Obez Tip-2 diyabet mi olduğunun anlaşılabilmesi” için kanda IAA,ICA ve anti-gad gibi otoantikorlara bakılması gerekiyor..Bu otoantikorlar pozitifse hasta Tip-1 diyabettir..(( LADA türü Tip-1 Diyabet ))..Yok eğer otoantikorlar negatifse o zaman hasta ”Non-Obez Tip-2 Diyabet”tir..

      Her iki türde de ORAL ANTİDİYABETİK İLAÇLAR ile vakit kaybedilmemelidir ! !

      DİREKT OLARAK İNSÜLİNE BAŞLANMALIDIR…İnsülin ”diyabetin en doğal ve en yanetkisiz tedavi yolu”dur çünkü…

      Diyabette İnsülin doğru kullanıldığında;

      ** Açlık ve Tokluk Kan Şekeri Yüksekliğini Önler

      ** Beta Hücre Hasarının ilerleyişini durdurur ve Pankreası korur

      ** Pankreas Kanseri riskini minimize eder

      ** Diyabet Komplikasyonlarını engeller

      ** Hormonal Dengenin bozulmasını engeller

      ** Ketoasidoz Koması riskini minimize eder

      ** Glukozüriyi engeller

      ** HbA1C düzeylerini düşürür

      ** Endojen insülin eksikliğinin yol açtığı metabolik dengesizliği telafi eder..

      ** İnsülin doğru kullanıldığında ilaçların yol açtığı hipoglisemi ve laktik asidoz komalarına yol açmaz..

      Görüldüğü gibi diyabette insülin çok çok faydalıdır..

      İNSÜLİN İĞNESİNİ ÖNERMİYORUM İNSÜLİN POMPASINI ve YAPAY PANKREASI ÖNERİYORUM..Onu da belirteyim..Çünkü sürekli insülin enjeksiyonu zor ve karmaşıktır..Zahmetlidir..İnsülin pompası ise öyle değildir..Hergün enjeksiyon derdinden kurtarır..Üç günde bir iğne acısı yaşanır ve çok daha etkin bir kontrol sağlar..

      İNSÜLİN POMPASI KULLANILIRKEN KARBONHİDRAT SAYIMI DA ÖĞRENİLMELİ VE TAŞ DEVRİ DİYETİ + DÜZENLİ EGZERSİZ MUHAKKAK YAPILMALIDIR…

      AKSİ TAKDİRDE KÖRLÜK,DİYALİZ,FELÇ, KALP HASTALIKLARI ve KANSER RİSKİ HİÇBİRZAMAN ORTADAN KALKMAYACAK VE HERZAMAN HAZIR KITA BEKLEYECEKTİR..LÜTFEN DİYABET KONUSUNDA EN AGRESİF TEDAVİYİ UYGULAYIN VE HİÇ GEVŞEK BIRAKMAYIN..

  2. yensu says:

    Diyabeti kontrol altına almak o kadar kolay ki aslında günde 200 gr lık bir meyveyle şeker alımını kısıtlamak.Bu durumda 30 gr üzerinde fruktoz alınmayacağı için karaciğer bu şekeri tligliserite dönüştürmemiş olur.Aldığımız fazla miktar şeker kolesterolü oksitleyp,paslandıracağı için damar sertliği problemi de ortadan kalkar.Şeker gerçekten hayatımızın tadını kaçıracak bir madde.

  3. Kenan Alpogan says:

    Diyabet tam bir bela ve çok farklı tipleri var…Tip-1 diyabet genellikle 30 yaşın altındaki kişilerde aniden ortaya çıkan ve agresif seyreden bir türü diyabetin..Bu tür diyabette insülin ve c-peptid düzeyleri ya çok azdır yada hiç yoktur..Tip-2 diyabette ise obez ve non-obez olmak üzere 2 tip var..Obez tip-2 diyabette abdominal obezite ile paralel giden bir hastalık gidişhatı sözkonusudur ve genellikle insülin direnci ön plandadır..non-obez tip-2 diyabette ise hastalar genelde zayıf veya normal kiloludur..İnsülin dirençleri olmadığı gibi bilakis insülin düzeyleri düşüktür..Açlık insülin düzeyleri düşük ölçülür..Bir de LADA türü diyabet var..Latent Autoimmune Diabetes Mellitus şeklinde açılımı var..LADA türü diyabet ise ”Yavaş ilerleyen,yetişkin türü tip-1 diyabet” olarak isimlendiriliyor..LADA türü diyabette de tip-1 diyabetteki gibi bağışıklık sistemi rol oynuyor ancak LADA diyabet, tip-1 diyabete göre daha yavaş seyreden bir hastalık türü..Yıllar içinde yavaş yavaş ortaya çıkıyor ve beta hücrelerinin yüzde 60’ı yok olduktan sonra şikayetler ortaya çıkıyor..İlk belirtisi de genelde postprandial hiperglisemi dediğimiz tokluk şekeri yüksekliği..

    Şunu söylemek istiyorum son olarak..Dünyada diyabetli sayısının 3 katı kadar ”diyabet olan ama bilmeyen” insan var..Türkiye’de de böyle..Bazılarına ”prediyabet” falan dendiğine bakmayın..Herhangi bir zamanda kan şekeriniz 140 mg/dl üzerine çıkıyorsa diyabetsiniz demektir..Ama bu hastalığın evreleri var..Karbonhidrat tüketimini azalttığınız sürece ve egzersiz yaptığınız sürece hastalık komplikasyon yapmıyor ilk evrelerde..

    Ama sonraki evrelerde ”alınacak önlemler” ancak komplikasyonların çıkış zamanını geciktirmeye çalışıyor çünkü ”hipoglisemik etkili insülin hormonu ile hiperglisemik etkili glukagon,GH,kortizol vb hormonlar arasındaki denge” bozulduğu için açlık şekeri de yükselmeye başlıyor ve ilaç yada insüline başlanmazsa zamanla vücut harap oluyor..(( Benim tavsiyem insülinden yana..))

    Diyabette genel yanlış ”açlık kan şekeri ile tarama yapılması”dır..Sadece açlık şekerine bakılırsa diyabetik hastaların önemli bir kısmı atlanıyor..

    Hiçbir şikayetiniz olmasa da diyabet olabilirsiniz..Bunu anlamak için muhakkak OGTT yaptırmalısınız..OGTT sırasında 75 gram glukozlu sıvı size kısa sürede içirilir ve 2 saat içinde 5 defa hem kan şekerinize hemde insülin düzeyinize bakılır..Böylece diyabet olup olmadığınız ortaya çıkar..Karbonhidrat intoleransınız varsa bu da ortaya çıkar..Bu tahlil sırasında ayrıca c-peptid,hba1c gibi parametrelere ve İAA,İCA ve anti-GAD gibi otoimmun antikorlara muhakkak bakılmalıdır..

    Diyabetten korumanın tek yolu TAŞ DEVRİ DİYETİ ve DÜZENLİ EGZERSİZDİR…Ayrıca D vitamini düzeylerinizi de ölçtürüp duruma göre D vitamini takviyesini muhakkak almalısınız..

    • Ozlem says:

      Bilgiler süper, teşekkürler. Kesinlikle diyabet bir karbonhidrat intoleransı hastalığı.

      Biryerlerde aslında OGTT’nin de eleştirildiğini okumuştum, zira normal bir insan asla 75g glukozu asla tüketmez, tüketemez. O zaman niçin 75g’la ölçülüyor, neden daha gerçekçi ölümler yapılmıyor gibi eleştiriler getirip Hb1Ac üzerinde yoğunlaşıyordu.

      • Kenan Alpogan says:

        75 gram glukoz ile pankreasın sınırları zorlanır..75 gram glukoz,maksimun insülin salınımının elde edileceği glukoz dozajıdır ve bu yüzden normal yetişkinlere 75 gram glukoz içirilir..Bir porsiyon baklavada 100 gram glukoz olduğu düşünülürse, OGTT testinin hiç öyle bir zararı olmadığı ve çünkü bir kereliğine yapıldığı anlaşılır..Öte yandan hamilelerde gestasyonel diyabet teşhisi için 50 gram ve 100 gram glukoz içeren OGTT testleri vardır..Önce 50 gramlık OGTT yapılır..Sonra 100 gramlık OGTT yapılır..

        HbA1C hiçbir suretle OGTT’nin yerini tutmaz..HbA1C tanısal olarak sensitivesi düşüktür..Sadece açlık şekeri ve HbA1C’ye bakıldığı zaman her 100 diyabetliden 30’unu pas geçersiniz…Ama OGTT ile tarama yaptığınız zaman 100 diyabetlinin 100’ünü de enselersiniz :) O yüzden tanısal değeri en yüksek olan test OGTT’dir..

        OGTT testi bilerek gözden düşürülüyor ve negatif enformasyon yapılıyor..Çünkü OGTT rutin tarama testi haline gelirse, toplumda bilinenden çok daha fazla oranda diyabetli ve karbonhidrat intoleranslı insan olduğu gerçeği ortaya çıkacaktır..Bu gerçeğin açığa çıkmaması için OGTT gözden düşürülüyor..Mesela WHO herkese OGTT önerirken, ADA kasten önermiyor..İnsanlar ”gizli diyabetik yada karbonhidrat intoleranslı bir biçimde yaşamaya devam etsin hem gıda endüstirisi kazansın hemde ilaç endüstirisi kazansın” istiyorlar..

        Belki de şeker denen illetin,insan sağlığına en büyük katkıyı sağladığı zaman OGTT yapıldığı zamandır..Çünkü bu test ile gerçekler gün yüzüne çıkar..Gerçekten çok ama çok kişi var diyabetik olan..Çoğu kez herhangi bir semptom yaratmaz diyabet..Beta hücreleri iyice zarar gördüğü zaman,yarısından fazlası harap olduğu zaman ve kan şekeri yüksek değerlere zıpladığı zaman şikayetler başlar genelde ve o zamanda da iş işten geçmiş demektir..Karbonhidrat ağırlıklı bir yemekten sonra herhangi bir zamanda kan şekeriniz 140 mg/dl düzeyini geçiyorsa yada kan şekerinizi dengede tutmak için pankreastan aşırı bir insülin salınımı sözkonusu ise işte o zaman diyabetsiniz demektir..Ancak diyabetin evreleri vardır..Genelde ilk evrelerde komplikasyon olmaz..Bu zamanlarda OGTT yapılmazsa ve açlık şekerine,HbA1C’ye kanılırsa eğer hastalık pas geçilir ve sinsice vücutta hasara yol açar..

        Kolesterol yüksekliğinin,kalp-damar hastalıklarının,kanserin ve obezitenein nedeni diyabettir…O yüzden muhakkak OGTT yaptırın..Hayatınızda bir kere bile olsa..Bir kaçamak yapıp bir porsiyon tatlı yediğinizi düşünün..Bu testi muhakkak yaptırın..”Ben zayıfım,formdayım vs” falan diye kendinizi kandırmayın..Diyabet zayıflarda da ortaya çıkıyor..Ayrıca beslenmeden bağımsız olarak otoimmun bir diyabetiniz de olabilir..O yüzden muhakkak deneyin..İlgili labortuarın verilerine de aldanmayın..Üst sınırı 200 mg/dl tutuyorlar bilerek..Bu çok saçma..OGTT sırasında 200 mg/dl düzeyini buluyorsa kan şekeriniz zaten organ hasarı başlamıştır yavaş yavaş..Yahu böbreğin renal eşiği 160 mg/dl…160 mg/dl düzeyini geçtiği anda glukoz böbrek yolundan idrarla atılır ve buna glukozüri denir..İşte bu diyabetin ta kendisidir zaten..O zaman üst limit neden 200 mg/dl tutuluyor..”Yuvarlak hesap olsun” diye mi ?

        Özellikle kolesterolü 200’ün, trigliseridi 100’ün, HbA1C’si 5,5’in üzerinde olanlar OGTT’yi koşarak gidip yaptırsınlar..Hepsinin altında yatan gizli neden bu..

        Bu nedenin ortadan kaldırılmasının da tek yolu TAŞ DEVRİ DİYETİ’dir..O yüzden birileri hakikatler ortaya çıkmasın diye test değerlerini bile yüksek tutuyorlar..Adam kendini normal zannederken yıllar içinde gereğinden fazla kan şekeri yada insülin,damarlarda hasara neden oluyor ve aniden biryerde kalp krizinden ölüyor..Aslında kriz ”ben geliyorum” diyor..Ama farkedilmiyor işte OGTT yapılmadığı için..(( OGTT tesinde kan şekeriyle aynı anda insüline de bakılması gerekir..OGTT yaptırmadan 3 gün önce günde en az 150 gram karbonhidrat tüketin 3 gün boyunca..Çünkü taş devri diyeti gibi ketojenik diyet yapan biri aniden OGTT yaptırır ve 75 gram glukoz yükletirse vücuduna,değerler yanlış çıkar..Göz ve böbrek gibi organlar insüline gereksinim duymadan kan şekerini emerler..Ketojenik diyet yapan kişilerde karbonhidrattan fakir beslenildiği için göz ve böbrek gibi organlar 75 gram glukoz vücuda girdiği anda hemen sünger gibi emerler kandaki glukozu ve değerleriniz normalden daha düşük çıkar..Bu da yanlış sonuçlara neden olur..O yüzden OGTT testinden önceki 3 gün boyunca ”sağlıklı karbonhidratlardan” tüketin ve günde 150 gramı bulmasını sağlayın..))

        • carmen says:

          Benim eşimde reaktif hipoglisemi belirtileri vardı ancak bunu doktorlara söylediğimizde sadece açlık kan şekerine bakıp onunda 85 civarında olması nedeniyle hiç OGTT vermediler (İstanbul da otururken Sn.Hüsrev Hatemi ye gitmiştik) Bodrum a gelince hem devlet hastanesindeki aile hekimi hem de özel hastanedeki endokrin uzmanına söyledik. En sonunda ben doktoru arayıp bu testi kesinlikle yaptırmak istediğimizi ve kaç gram şeker yüklemesi yaptırmamız gerektiğini sordum. Doktorumuz yine bunun son derece gereksiz olduğunu ama çok istiyorsak 75 gram yükletebileceğimizi söyledik. İnternetten tüm araştırmayı yapıp hastaneye gittik ve eşim glukozu içti. Testte 120.dakikada eşimin şekeri 38 di ! Yani aslında bizim tahmin ettiğimiz gibi reaktif hipoglisemi vardı yani şekerin 1.aşaması. Ve eşim açlık şekeri hep normal çıktığından ve tatlı düşkünü olduğundan daha önceki yıllarda tatlı alışkanlığında hiç bir değişiklik yapmamıştı (Haftada en az 4 porsiyon tatlı ve her gün 3 porsiyon mevsim meyvesi) Bu tespit yapıldıktan sonra gittiğimiz doktorumuz reaktif hipogliseminin ne kadar tehlikeli olduğunu ve çok dikkat etmemiz gerektiğini anlattı ! Neyse eşim yılbaşından beri kesinlikle şekerli yiyecekler ve karbonhidratları tüketmiyor. Beraber paleo besleniyoruz onun kilo problemi olmadığından (yılbaşından beri spor bile yapmadan 8 kg.verdi) arada meyveler ya da makarna yiyor ama ben hiç yemiyorum.
          Aslında doktorlara ısrarcı bile olsak açlık kan şekeri normal olduğundan kesinlikle OGTT vermiyorlar çoğu da zaten OGTT nin zararlı olduğunu söylüyor. Sn.Kenan Alpogan’ın dediği gibi en azından bazı değerleri bozulmuş ya da günlük hayatında bazı semptomları olan kişilere bu test bir defa olsun yapılsa belki o kişinin hayatı kurtulacak.

Bir Cevap Yazın