İnsülin, İnsülin Direnci, Diyabet…

Modern çağla birlikte artan hastalıkların başında Tip 2 Diyabet geliyor, ve onun bir önceki aşaması olan Metabolik Sendrom veya İnsülin Direnci. Taş Devri Diyeti de bu hastalıkların önüne geçmede kilit rol oynamakta. Bunu nasıl gerçekleştirdiğini aşağıda tıbbi dil kullanmadan açıklamaya çalışacağım. Size de bu yazıyı bastırmak, buzdolabınıza yapıştırmak, annelerinize ve arkadaşlarınıza yollamak düşüyor.

Yemek yediğinizde, vücudunuz bileşenlerini algılar: karbonhidratlar, proteinler ve yağlar. Alkol, lif veya toksin gibi sindiremediği şeyleri yerseniz, ya olduğu gibi dışarı atılır ya da kana geçerse de karaciğeriniz sayesinde filtrelenir.  Yediklerimiz bedenimiz için yakıta dönüşür.

Ama karbonhidratlar, hangi çeşidi olursa olsun, ilk olarak glukoz adı verilen basit şekere dönüşür. Yani tüm o ekmekler makarnalar, krakerler, patatesler, pilavlar, tatlılar, şekerlemeler, gazozlar (daha uzatabilirim aslında :)) glukoza dönüşür.  Glukoz da yakıt olmakla birlikte, aşırı miktarlarda olduğunda -eğer hücrelerde yakılmıyorsa toksik olduğu söylenebilir. Bu yüzden de bedenlerimiz bu glukozu kandan hızlıca temizleyip, hücrelerin içlerine doğru postalar.

Bunu nasıl mı yapar? Bir kısmını karaciğer ve kaslarımız glukozu glukojene dönüştürerek depolar. Kaslarımız bu yakıtı aerobik egzersizlerde (hayır, Jane Fonda’dan bahsetmiyorum, kalp atışını %70-80 artıran egzersizler) kullanır. Ama hala kanımızda aşırı glükoz olduğunda, pankreasımız hemen insülin salgılamaya başlar. İnsülin ne işe yarar? Glukozun (yağların ve proteinlerdeki amino asitlerin de) kas ve karaciğer hücrelerine girişini sağlar.

Buraya kadar herşey yolunda. Ama hayır, minik bir ayrıntı var: Bu hücreler doluysa, ki durağan hayat süren insanlarda genelde doludur, artan glukoz yağa dönüştürülür. Doymuş yağa.

Bu aşamadaki ilginçlik şudur: yenilen yağlar yağ olarak depolanmazken, glukoz, yani şeker yağ olarak depolanır. Glukoz da başta demiştik, karbonhidratlardan gelir.

Günümüzden çok değil, 10.000 yıl gerisine gidersek, tarım henüz olmadığı için atalarımızın şekere ve karbonhidratlara erişimi çok kısıtlıydı. Bazı paleo-antropologlara göre günde ortalama 80g kadar karbonhidrat anca tüketiyorlardı. Oysa günümüzde 1 kutu kola ile ya da 1 tabak makarna ile 70g karbonhidratı bir çırpıda alabiliyoruz. Yiyebildikleri karbonhidrat kaynakları sadece bazı meyva ve sebzeler olduğu için, lif içeriği de yüksek olduğundan insüline etkisi minimumdu. O kadar az karbonhidrat tüketimleri vardı ki, bedenlerimiz gerektiğinde ekstra glukozu kendimizin yapabileceği 4 farklı yol geliştirmişken, fazlasından kurtulmanın sadece bir yolu olacak şekilde evrimleşmişiz.

Günümüzde 1 tabak makarna, yanında da 1 kutu kola içtiğimizde pankreasımız hemen insülin salgılamaya başlar. Ama dediğimiz gibi karaciğer ve kas hücreleri zaten doluysa, bu hücreler insüline direnç göstermeye başlar. Buralara giremeyen glukoz, kanda dolaşmaya devam eder. Pankreas kandaki yüksek miktardaki glukoz varlığını görünce, bir miktar daha insülin pompalar. Bu da karaciğeri ve kas hücrelerini insüline daha da dirençli kılar, çünkü insülinin fazlası da toksiktir. Nihayetinde insülin yardımıyla glukoz yağ hücrelerine yönlendirilir ve yağ olarak depolanır. Bu döngü sürekli tekrarlandığı için de yağ hücrelerini dolduran tek şey şeker olur.

Zaman içinde, yüksek karbonhidrat içeren beslenme şekline devam edildikçe, insülin direnci artar. Taa ki, karbonhidrat tüketimimizi sınırlayana ve hareket miktarımızı artırana kadar.

Yukarda kısaca özetledim ama malesef kara tablo bu kadarla sınırlı değil:

1)  Glukoz kalp damarlarını tıkar, proteinlerle birleşerek ileri düzeyde gluke olmuş nihai ürünler oluşturur ve sistematik enflamasyonlara yol açar. (Kalp hastalıklarının 2 ana sebebinden biri kolesterol değil enflamasyondur) Glukozun bir kısmı da trigliseridleri artırarak kalp hastalığı riskini artırır. (enflamasyon = iltihaplanma)

2) Daha fazla şeker yağ olarak depolandığı için kas hücreleri de direnç geliştirdiği için daha az glukojen alırlar. Kanda insülin olduğu sürece yağ yakan lipaz enzimi de görevini yapamadığı için, depolanan yağlarınız da kolayca kullanılamaz.

3) Sürekli kanda yüksek miktarda insülin bulunmasının bir yan sonucu da kalp damarlarında plak oluşması ve kanser hücrelerinin çoğalmasıdır. (Bu yüzden diyabetiklerde kalp hastalıkları çok görülür)

4) İnsülin direnci ile kas hücrelerine sadece şeker değil, proteinlerdeki amino asitler de giremez olur. Dolayısıyla kaslarınızı koruyamazsınız, erimeye başlarlar. Ortalık iyice karışsın diye, vücudunuzun diğer bölgeleri yeterli şeker deposu olmadığını düşünürler ve açlık mesajları gönderirler. İlk aşamada, o çok değerli kas dokusu yıkıma uğrar ve şekere dönüşür. Bir yandan yağ hücreleri şişerken, bir yandan da kaslar iyice erir!

5) Enerji seviyeniz düşer. Hani bazen yemek yedikten sonra bir ağırlık bir uyku çöker ya, işte öyle. Bırakın spor yapmayı, hareket etmek bile istemezsiniz. Enerji seviyesi düşünce çok daha kısa sürede acıkırsınız. Genellikle de canınız karbonhidrat ister yine, yani zehir.

6) Karaciğeriniz de insüline direnç geliştirdiğinde, tiroid hormonu T4’ü T3e çeviremez olur, böylece tiroid problemleri ortaya çıkar ve metabolizmanız iyice yavaşlar.

7) Sinirleriniz de hasar görebilir ve garip yerleriniz ağrıyabilir, çünkü fazla şekerin yarattığı hasar sinir dokularını harap eder. Retina hastalıkları ve görüşünüzün bozulması ortaya çıkabilir.

Nihayetinde pankreas öyle yorgun düşer ki, artık insülin üretemez olur ve hayatta kalabilmek için kendinize insülin enjekte etmek zorunda olursunuz. Hem de direnç geliştirdiğiniz için yüksek miktarlarda. Tip 2 diyabetiniz Tip 1’e dönüşür.

Tebrikler!!!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
This entry was posted in Paleo, Temel Beslenme and tagged , , , , , , , , , . Bookmark the permalink.

31 Responses to İnsülin, İnsülin Direnci, Diyabet…

  1. TT says:

    Bir yasima daha girdim.. inanilmaz aciklayici ve net olmus… tebrikler..
    eline saglik..

    simdi asil sorum su sekilde: kanimdaki insülin oranini ölctürebiliyor muyuz?
    eger ölctürebiliyorsak ne gibi kosullar altinda ölcülmesi dogrusu?

    Ac mi olacagiz, tok mu vs.?

    • Ozlem says:

      açlık ve tokluk kan şekerleri ölçülüyor.

      ama en doğrusu belki de ev tipi ölçüm cihazlarından edinmek ve yemeklerden sonraki 90-120dk boyunca ölçümler yaparak, ne kadar insülinin yükseldiğini ve ne kadar sürede normal seviyeye düştüğünü takip etmek olabilir.

      bir sonraki yazı da zaten diyabete davet çıkartmamak için yapılabilecekler üzerine olacak.

  2. europa says:

    oyyy!!!diyorum başka bişi demiyorum:(

  3. Ozlem says:

    Yanlış bilmiyorsam, Türkiye’de her 4 kişiden birinde insülin direnci var.

    Obezitenin bu kadar yayılmasındaki ana sebep de aşırı karbonhidrat tüketimidir.

  4. europa says:

    peki bir soru daha?
    inanılmaz zayıf insanlar görüyorum ve inanılmaz şeker, karbonhidrat tüketiyorlar, hayatlarında diyet nedir bilmemişler, üstelik şişmanlamak isteyip 1 gr alamıyorlar.Bunun açıklaması ne ola ki?

  5. Wishbone says:

    Karbonhidratların, özellikle de şekerin vücudumuz için ne kadar tehlikeli olduğunu iyice kavramamızı sağlayan bir yazı olmuş. Okuyunca ve yediklerimizi düşününce korkmamak elde değil. Beslenme alışkanlıklarımızı da değiştirmek öyle zorlu ki sormayın! Ama üstesinden gelmemiz de şart.

  6. sade cadı says:

    ben çikolata, dondurma, pasta ve cips istiyorum :( uf yaa!

  7. roterio says:

    benim en çok merak ettiğim bir günlük hatta mümkünse bir haftalık ne yediğiniz. karşılaştırmak istiyorum bir de merak ediyorum kaçamaklar ne kadar ve nelerden yapılıyor..

    • Ozlem says:

      örnek bir günümü yazmıştım zaten: http://paleocafe.org/2011/04/04/ornek-1-gunluk-menu/ Haftalık menü hazırlamayı hiç düşünmemiştim ama olabilir, biraz zaman alır ama.

      kaçamaklar, bu hafta sanırım sadece 1 tane cola zero oldu. elbette süt ürünlerini taş devri kapsamına alıp almadığınıza bağlı. 1-2 de şarap ki şarap da kapsam dışı değil aslında, en azından ilk kadeh.

      fakat bu hafta, özellikle cumartesi günü, elimde olmayan sebeplerle çok sınırlı protein tükettim. bugün gücümü toplamam biraz vakit aldı.

  8. Pingback: İnsülin Direnci Kısır Döngüsünü Kırmak | Paleo Cafe – Taş Devri Diyeti ile Hizmetinizde!

  9. pötikare says:

    Sevgili Özlem, siteni ve yazılarını merakla takip ediyorum. (Keşke daha çok yazma fırsatı bulabilsen:) )
    Teşekkür ediyorum. Edindiğim tüm bilgiler için.
    Bende de insülin direnci var ve ketojenik diyetleri araştırıyorum.

    siteni ekşisözlük aracılığıyla keşfetip, çok faydalandım.

    Ben de şuan menü oluşturma aşamasındayım.

    Yazını kopyaladığım ve beni okumanı rica ettiğim için sana link gönderiyorum. ( http://www.bodyforumtr.com/vbforum/ketojenik-diyet-skd-ara-t-t37115.html?p=384391#post384391 )
    Site isimlerini yayınlama istersen. sen okusan yeterli benim için :)

  10. mustafa says:

    Bu aşamadaki ilginçlik şudur: yenilen yağlar yağ olarak depolanmazken,
    kısmını anlamadım. anladım da emin olamadım, ilgimi çekti. yenilen yağlar yağ olarak depolanmıyor mu?

  11. mustafa says:

    ben bundan çok emin değililm. bi kere piyasada bağırsakta yağ emilimini engelleyen ilaçlar satılıyor zayıflamak için. bunlar kandırmacayı geçin hakaret oluyor o zaman? ikincisi madem yağlar yağ olarak depolanmıyor; neden elli seneden fazladır, zayıflıyacağım diyene lafını bitirmeden yağı kes deniyor? yanlış olabilir, ama “aslında yanlış” olabilir, bu durumda “tamamen yanlış” oluyor. elli senedir millet “tamamen yanlış” bir zayıflama metodunu mu izliyor?

    bi de taş devrinde hiç problem olmayan ama şu anda zararlı başka şeyler var. fazla güneş zararlı mesela. çiğ et de yiyemiyoruz, denesek canımız çıkar. ama benim kafama en çok takılan şu: glikoz beynin yakıtı ve ketonlar glikozun yerini beyne enerji sağlamak söz konusunda o kadar da iyi dolduramıyor. dahası taş devri insanı beynini ne kadar kullanıyordu? yani, belki de ketonlarla beslenen beyin avcı toplayıcı hayata yetiyordu ama; tarım için, hayvanları bitkileri evcilleştirmek için, inşaat için, toplum hayatı için, icatlar için, sanat için edebiyat için glikozla beslenen bir beyne gerek vardır ha, buna ne dersiniz?

    bu arada sorup duruyorum ama paleo genel olarak kafama yatıyor. ben gerçi daha çok düşük karbonhidratlı bir düşük glisemik indeks diyeti uyguluyorum ama siteyi de takip ediyorum.

    • Ozlem says:

      Öncelikle şu karıştırmayı ortadan kaldıralım. Paleo diyet eşit değildir ketojenik diyet. Ki ben çok düşük karbonhidrat diyeti dahi yapmıyorum ama düşük karbonhidrat diyeti olarak sınıflandırılabilir.

      Paleo diyetin özü karbonhidrat oranı değildir kesinlikle. Özü, işlenmiş gıdaları tüketmemek, omega-3 / omega-6 oranını 1:1’e yaklaştırmak, bu sebeple de Omega-6 içerek bitki yağlarından uzak durmakta. Ayrıca da hem yüksek karbonhidrat oranları, hem yarattıkları sindirim ve sağlık problemleri, yine Omega-6 oranları ve son olarak gluten, fitat gibi bileşenleri yüzünden tahıl ve bakliyatlardan uzak durmak.

      Ama ben kendim ketojenik diyet uygulamasam da, (aslında uygulayamasam demem daha doğru olur) ketonların beyin için tercih sebebi yakıt olduğu kesin. Glikozla beslenen beyin birçok saçmalıkla uğraşırken ketonla beslenen beyin çok daha iyi çalışır: https://lh3.googleusercontent.com/-eQA5V61xcjc/TXVIgitfhNI/AAAAAAAAABw/rM2QMOIct8E/s1600/Ketosis+Brain+Cartoon.jpg

      Öte yandan taş devri insanının bizden çok daha fazla beynini kullanıyordu bence. Biz gündelik rutinlerle beynimizi yormazken, onlar medeniyetin gelişmesini sağladılar. En önemlisi doğadaki her türlü olaya karşı uyanık olmak durumundaydılar ki hayatta kalabilsinler. Öte yandan çiğ et mi yiyorlardı muamma, ne de olsa ateş çok eski. Ayrıca tüm geleneksel toplumlarda mutlaka çiğ et tüketimi vardır, bizde de lakerda ve çiğ köfte örnek olarak verilebilir. Güneş ise, bambaşka konu. Sanıldığı kadar zararlı değil, senelerdir krem satmak için yaptıkları kampanyaların sonunda D3 eksikliği tavan yapmış durumda. Ozonu delersen, öğlen güneşinde elbette çıkamazsın dışarı ama günel hayattır.

      Yağ emilimini engelleyen ilaçlar var, ama bir ilacın olması onu ne kadar doğru kılar. Bunun en sağlam örneği, statinler, yani kolesterol düşürücü ilaçlar. En büyük savunucuları dahi artık statinleri sorguluyor. İlaç firmalarının birinci amacının her firma gibi kar etmek olduğunu unutmamak gerek. Öte yandan, kalp sağlığı kategorisinde yağların nasıl öcü haline getirildiğini anlatmaya devam edeceğim, öğrendikleriniz sizi de şaşırtacak. Ayrıca karbonhidratı bloke eden ilaçlar da var.

      Son olarak, gayet bilimsellikten uzak olarak yağ şişmanlatır diyene şunu sorarım: O zaman neden yağ tüketimimi arttırdığımda daha hızlı kilo verdim????

      Arada, ben genç kızlığa adım attığım yıllarda çok zayıf olmasam da zayıftım yine de. Annem (genç bir anne değildi) ve de babaanneme “kilo aldım” diye vızıkladığımda, ekmek yeme/makarna yeme derlerdi. Eskiler biliyor işi her zamanki gibi ama sonra biz yolumuzu yitirmişiz yine.

  12. etana says:

    ben de ekşisözlük sayesinde keşfettim bu siteyi. geçen salı.. o günden beri çok iyi gidiyordum diyet günlüğü bile tutmaya başladım. 6 gündür yani. ta ki bu akşama kadar. 7.günün akşamında (bu akşam) çikolata yedim patlayana kadar sonra cırcır oldum. şu an çok pişmanım yoksunluk hissine yenik düştüm kendimden nefret ediyorum şu an :'( günlüğü de yırtıp atcam defterden utandım ya rezilim ben rezil. hele bu yazıyı okuyunca bittim :'(

  13. etana says:

    gerçekten mi.. ben de yılmicam devam edicem çokk teşekkürler özlem ya demek sen de defalarca kaybettin vay be bu moral oldu :D insan kendine verdiği sözü tutamayınca kendisiyle kavgaya giriyor kendimden kaçmak istiorum öle durumlarda. kendimi ezik hissediyorum falan.. ama iyi ki sen varsın siten var cidden bak. samimiyetine çok inanıyorum.

  14. Kenan Alpogan says:

    İnsülin direncinin en belirgin bulgusu santral obezitedir..Özellikle göbek ve kalça bölgesinden kilo alan insanların açlık ve tokluk insülin değerlerini ölçtürmesinde fayda var..

    Öte yandan ciddi bir yanlışa da değinmek istiyorum..Aslında kendisinde insülin direnci olduğunu sanan, yada tip-2 diyabeti veya prediyabeti(gizli şekeri) olan insanların önemli bir kısmı yanılıyorlar..Yapılan araştırmalar tip-2 diyabetli hastaların yüzde 40’ının aslında Tip-2 Diyabet olmadığını ve bu insanların aslında LADA Diyabete sahip olduğunu göstermektedir..Prediyabetlilerde ise bu oran yüzde 30 civarında..

    LADA Diyabet’in açılımı Latent Autoimmun Diabetes in Adulthood’dur..Yani LADA Diyabet otoimmun bir diyabettir..”Yavaş seyirli Tip-1 Diyabet” desek daha doğru olur..Bu Diyabet türünde vücut bağışıklık sistemi, bilinmeyen bir nedenden ötürü insülin üreten pankreas beta hücrelerine karşı antijen üretir ve T hücreleri beta hücrelerini yok etmeye başlar..

    Beta hücre sayısı azaldıkça önce gizli şeker bulguları ortaya çıkar..Ardından da klinik görünümü tip-2 Diyabet ile aynı olan bir diyabet türü meydana gelir..Çoğu doktor bu hastaları gizli şeker hastası yada Tip-2 Diyabetik kabul eder..Oysa bu teşhis tümüyle yanlıştır..Bu insanlar LADA türü diyabete sahiptirler ve 10 sene içinde insüline bağımlı hale geleceklerdir..

    Özellikle zayıf yada normal kiloda olup da gizli şeker yada Tip-2 Diyabet teşhisi almış herkes muhakkak kanda Açlık insülin, açlık c-peptid gibi parametrelere ve anti-gad, IAA, ICA gibi otoantikorlara baktırsın..Özellikle Anti-GAD çok çok önemli..

    Aksi takdirde ilaçlarla çok vakit kaybedersiniz ve hastalık tüm organlarınızda komplikasyonlara yol açar..

    LADA diyabetiklerde tiroid problemleri de çok sık görülüyor..Hastalık iyice ilerleyinceye kadar da bulgu vermiyor..Latent kalıyor..Adının başındaki Latent anlamı o zaman..Bu safhada hala açlık şekeri ve HbA1C normal seyrediyor bu hastalarda..

    O yüzden aman dikkat diyorum..

  15. İbrahim Çırğaoğlu says:

    Bir de başımıza bu çıktı galiba öğrenmemiz gereken.Eğer bu bilgiler doğru ise [boş bir yazı olmadığı da belli]Ben,Özlem hanım’ın yorumunu da görmek isterdim.

  16. hülya says:

    merhaba özlem hanım sitenizi yeni gördüm bugün doktordan geldim tip 2 diyabetimin tip 1dönüştüğünü söyledi ama herhangi bi tahlil yapmadı ölçüm cihazımdaki kayıtlı sonuçlara baktı ve pakreasım tahrib olmuş olduğunu söyledi kullandığım insülini değiştirdi ve günde 4sefer 15 doz vurcakmışım bu normalmi hala şaşkınım tip 2 den nasıl tip bire dönüştü ve tahlil yapmadan anlayabilirmi şimdiden teşekkürler bu arada diyabeti çok güzel anlatmışsınız

    • Ozlem says:

      Valla ben de hiç öyle birşey duymadım ama benim duymamış olmam birşey ifade etmez :) İsterseniz bir başka doktora daha danışın. Malesef ki sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde ikinci hatta üçüncü doktordan yorum almak önemli oluyor.

  17. kübra says:

    Bu hastalıktan şüpheleniyorum aynı zamanda da hipotroidimin olacağını düşünüyorum.Yemek yemeyi çok seviyorum özellikle tatlılar.Doymuyorum ya yada karnım doydu diyorum sevdiğim bişey oluyor doymamış gibi yiyebiliyorum.Şu sıralar dikkat ediyorum yediklerime ama spor yapmama yediklerime dikkat etmeme ragmen kilo veremiyorum,bazen1-2 kilo kadar da almış oluyorum diyet yapınca.Aç bırakıyorum kendimi bu kez halsizlikten ölüyorum bu yüzden ağladığımı bilirim.Hop eski yemek yeme şeklime dönüyorum halsizliğim geçiyor.Küçükken çok zayıfmışım ve monoton bi hayatım var…

Bir Cevap Yazın